Ana Menü
 
 
Hizmetleri
 
Hizmetleri
 
-----------
 
---------------
 
 
Meslek Seçiminde Dikkat Edilecekler....

Prof. Dr. Yıldız Kuzgun

 

Çağdaş bir toplumda özgür bir bireyin önemli gelişim görevlerinden biri mesleğini seçmesidir. Bir kimsenin her hangi bir konuda doğru bir seçme işlemi yapılabilmesi ya da başka bir deyişle sağlıklı karar verebilmesi için, her şeyden önce, ne istediğini bilmesi ve bunu elde edebilmek için ne gibi olanaklara sahip olduğunu bilmesi gerekir. Bu işlemden sonra, daha iyisi bununla beraber yapacağı işlem, çeşitli seçenekleri inceleyip, her birinin isteklerine ve koşullarına ne derece uygun olduğunu değerlendirmektir Örnek olarak, çarşıya çıkmadan önce kişinin alacağı şeylerin listesini yapması ve bunun için yeterli parası olup olmadığına bakması ve çarşıdaki malların kalite ve fiyatlarını inceleyerek uygun bulduklarını alması gerekir. Bu işlemleri dikkatli ve özenli şekilde yapmayan kimselerin hayal kırıklığı ile karşılaşmaları kaçınılmazdır.

 

Günümüz Gençliğinin Önemli Bir Gelişim Sorunu

 

Meslek Gelişimi

 

İnsan, her canlı gibi, yaşamı boyunca bir takım gelişim evrelerinden geçer. Kişilik gelişimi insanın toplumsallaşması, içinde yaşadığı toplumun beklentilerini yerine getirebilmesi için gerekli tutumları ve iletişim becerilerini kazanması sürecidir. Bu gelişim süreci zihinsel ve duygusal gelişim başlıkları altında bilimsel olarak incelenmektedir. Yirminci asrın ortasından itibaren buna Mesleki Gelişim adı verilen bir boyut eklenmiştir. Mesleki gelişim bireyin giderek karmaşıklaşan çalışma yaşamında kendine uygun bir yer edinmesi ve o ortamda kendini gerçekleştirebilmesi için gerekli davranışları geliştirme süreci olarak tanımlanabilir.

 

Mesleki gelişim süreci okul öncesi dönemden başlayıp meslek ömrünün sonuna kadar devam eden bir süreçtir. Bu süreç boyunca bireyin şu konularda istendik davranışları geliştirmesi beklenir

 

•  Hangi işleri ne derece yapabildiğinin farkında olma; çeşitli konulardaki yeteneklerini doğru, gerçekçi ve ayrıntılı olarak değerlendirebilme

•  Bir eğitim ortamından, bir çalışma alanından, kısaca bir meslekten neler beklediğini açık ve net bir biçimde ifade edebilme

•  Mevcut seçenekleri inceleme, başka seçenekler olup olmadığını araştırma

•  Seçeneklerin her birini, istek ve beklentileri karşılama ve mevcut yeteneklerle erişebilme olasılığı bakımından değerlendirme

•  İstekleri karşılama olasılığı en yüksek görünen ve erişme olasılığı olanlara yönelme kararını verebilme

 

Kendini Tanıma

 

Bu gelişim görevleri içinde en önemlisi ve kişinin en zor gerçekleştirebildiği görev ne istediği ve neleri ne ölçüde yapıp neleri yapamayacağı konusunda net ve kararlı bir benlik algısı geliştirmektir. Kendini bilmek her devirde ve kültürde olgunluğun birinci koşulu sayılmıştır. Meslek seçimi söz konusu olduğunda kişinin kendini bilmesi demek hangi çalışma alanının gerektirdiği görevleri yerine getirebileceği, ( yetenekleri ) nasıl bir çalışma ortamında ne gibi işleri yapmaktan hoşnut olacağı ( ilgileri) ve mesleki etkinliklerden ne gibi yararlar beklediğini açık, anlaşılır bir dille ifade edebilmesi demektir. Bu ancak insanların çoğunun en erken orta yaşlarına doğru erişebilecekleri bir durumdur. Ne var ki insanlar henüz yeniyetmelik dönemlerinde iken yaşamlarının en önemli kararını verme sorunu ile karşılaşmaktadırlar.

 

Gençlerin kendilerini tanımalarını güçleştiren etmenleri şöyle belirleyebiliriz:

 

Ergenlik döneminde insanların deneyimleri yetersizdir. Eğitim kurumlarımızın çoğunun kol çalışmaları, seçimlik dersler, öğrenci klüpleri, hobi geliştirici kurslar gibi, bireylerin yeteneklerini keşfetmelerini kolaylaştırıcı öğretim ortamları hazırlamada yeterli olduğu söylenemez. Okullarda fen ve matematik dışındaki konu alanlarında başarının fark edilerek ödüllendirilmesi de yaygın bir uygulama değildir. Sınıfların kalabalık, öğretimin yarım gün yapıldığı okullarda öğretmenlerin öğrencilerini değişik yönleri ile tanıma olanakları çok azdır. Aşırı özellikleri nedeni ile göze batan öğrenciler dışında kalan geniş gruplar hakkında öğretmen kanaatleri genellikle bulanık olduğundan, bunların ifade edilmesi için oluşturulan gözlem formlarının da güvenilirliği düşüktür. Sınavlardan alınan notlar öğrencinin başarısı hakkında kabaca bir fikir vermektedir ama onun çeşitli ders konularında akıl yürütme, analitik düşünme, yaratıcılık gibi özellikler yönünden ne düzeyde olduğu hakkında ayrıntılı fikir vermekten uzaktır.

 

Ergenlik kimliği oluşturma dönemidir. O zamana kadar geçirdiği deneyimler sonucu kendisi hakkında edindiği bir takım yargıları değerlendirme, bunları bütünleştirme, kendisinin kim olduğunu tanımlama çabasındadır. Bu dönemde bir çok gencin ilgileri kararsız, meslek emelleri gerçeklerden oldukça uzaktır. Ergenlerin derdi yetişkin dünyasında iyi bir yer edinmek, kendini çevresine kanıtlamaktır. Bu nedenle çevre tarafından istendik özellikler yönünden güçlü oldukları izlenimi uyandırmaya çabalamakta, çevrenin önemsemediği özelliklerini fark edip değerlendirememektedir. Bu durum özellikle aşırı istekçi ve otoriter ailelerin çocuklarında daha çarpıcı biçimde görülmektedir. Çevresini, özellikle ana babasını hoşnut etme çabasında olan genç zayıf yönlerini yadsıma, eğilimlerini bastırma, gerçek özüne uygun bir kimlik yerine ana babasının hoşuna gidecek bir kimlik geliştirme zorunluluğunu duymaktadır. Özüne yabancı, başkalarının beğenisine aşırı derecede duyarlı gençler ilgi ve yeteneklerine uygun olmayan, erişmesi olanaksız eğitim ve meslek hedeflerine yönelmekte, emelleri gerçekleşmeyince çöküntü yaşamaktadırlar.

 

Seçenekleri Araştırma

Sağlıklı bir meslek kararı verebilmenin diğer bir koşulu seçenekler konusunda bilgi sahibi olmaktır. Gençlerin eğitim ve meslek seçenekleri hakkında bilgilerinin yetersiz ve çok kere de yanlış olduğu gözlenmektedir. Gözlemler ve araştırmalar üniversiteye gelen öğrencilerin ilk aylarda yarıdan fazlasının bulundukları bölümden memnun olmadıklarını göstermektedir. Bunların bir kısmı, hakkında bilgi sahibi olmadıkları bölümleri tercih etmek zorunda kaldıklarını, bir kısmı ise isteyerek geldikleri bölümde aradıklarını bulamadıklarını ifade etmekte ve bir sonraki yıl alan değiştirme planları yapmaktadırlar. Neyse ki bunların önemli bir bölümü yıl sonuna doğru bulundukları alanın kendilerine uygun olduğunu fark edip ona bağlanmaya başlamaktadırlar. Eğitim sistemimiz öğrencilerin çoğunu ilköğretimin sonunda bir meslek eğitimi seçmeye bir kısmını ise bir yıl sonra alan seçmeye zorlamaktadır. Bu yaştaki seçimlerin çoğu ana babaların yönlendirmesi ile gerçekleşmektedir. Onların da bir çok seçenekten habersiz olarak bu işlemi gerçekleştirdikleri gözlenmektedir. Oysa gençlerin. kendi geleceklerini yakından ilgilendiren bir konuda karar vermeden önce kendilerine açık olanakları araştırmaya girişmeleri, eğitim ve meslek seçenekleri hakkında bilgi edinme çabası göstermeleri gerekir. Gençlerin böyle bir girişimde bulunmalarını engelleyen bazı psikolojik ve toplumsal nedenler vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

 

Gencin çevresi çok dar, bilgi edinme olanakları çok kısıtlı olabilir. Bu durum özellikle kırsal kesimde yetişen gençler için geçerlidir. Bu çevrelerde polislik, öğretmenlik, hemşirelik dışındaki meslekler için uygun örnekler de olmadığından gençlerin seçenekleri bu ve benzeri birkaç meslek alanı ile sınırlı kalabilmektedir. Çocuğunu çırak olarak bir iş yerine vermeyi düşünen ana babaların çoğu, değişik çıraklık alanlarından haberli olmadan, akraba ve yakınların önerdiği bir iş yerine başvurmaktadır. Bilgi kaynaklarından haberli olamama ya da onlara ulaşma zorluğu yüzünden insanlar yetersiz bilgi ile karar verme durumunda kalmaktadırlar.

 

Bilgi edinmeyi engelleyen diğer bir neden kişinin korkularıdır. Seçeneklerin çokluğu kendine güvensiz kişiyi şaşkına çevirebilir, kafasını karıştırabilir. Böyle bir kişi değişik durumlara uyum yapabilmek için esnek düşünebilme gücünden yoksundur. Yeni bir seçenek daha önce verilmiş bir karardan vazgeçmeyi gerektirebilir. Bu da yeni bir belirsizlik durumu demektir. Oysa güvensiz kişiler net ve kesin durumlarda rahat edebilirler. Böyle bir kişilik yapısına sahip bireyler ne kendilerine ne de olanaklara ilişkin gerçekleri aramaya girişirler.

 

Kendine güvenen kişiler ise araştırmanın getireceği yeni bilgilerin gelişimlerine olumlu katkıları olacağına inanır ve bu yolda girişimlerde bulunurlar. Bunların en önemlisini, yukarıda da değinildiği gibi, kendini tanıma konusunda gösterilen çabalar oluşturur. Kendini tanıyan, olanaklarının sınırlarını ve gerçek isteğinin ne olduğunu bilen bir genç, önündeki seçenekleri bu ölçütler açısından değerlendirir, hatta başka seçenekler olup olmadığını araştırır. Buna karşılık, kendine ilişkin bazı gerçeklerle yüz yüze gelmekten kaçınan, kendinde çok üstün. nitelikler gördüğü için üst düzey hedeflere yönelen kişi ise, kurduğu hayali düzenin bozulacağı korkusu ile, değişik seçenekleri araştırmaktan kaçınır, önerilen seçenekleri de mantık dışı bahanelerle reddeder. Şu halde diyebiliriz ki, kendini araştırma ile seçenekleri araştırma eğilimi, kişinin doğası ile barışık olmasından kaynaklanan, yeni uyarıcılara açık olma eğiliminin görünümüdür.

 

Karar Verme ( Belli Bir seçeneğe yönelme )

 

Meslek gelişiminin bu aşamasında yapılacak iş, yukarıda açıklanan iki alanda edinilen bilgilerin birlikte değerlendirilmesi, istenilir yönleri en fazla, istenmeyen yönleri en az ve erişme olasılığı yüksek seçeneğin bulunmasıdır.

 

Karar verme süreci, yukarıda açıklanan iki gelişim görevinin başarı ile tamamlanması halinde başarı ile gerçekleştirilen zevkli bir işlem olabilir. Kendisi ve çevresi hakkında bilgisi yetersiz, iddiaları yüksek, aşırı kaygılı, sorumluluğunun bilincine erememiş kişilerin bu aşamada farklı davranışlar sergiledikleri görülmektedir. Örneğin kendine güvensiz kişiler, başkalarının (aile büyükleri, arkadaşlar vb.) daha iyi bilecekleri düşüncesi ile, kararı başkalarına bırakmakta ya da başkalarının kararlarını benimseyip uygulamaktadırlar. Aşırı kaygılı kişilerin tepkisi iki türlü olmaktadır. Bunlar ya hemen kararı kesinleştirmek için acele etmekte, ya da seçenekleri en ince ayrıntısı ile inceleme, başka seçenekler arama, çabalarını bir türlü sona erdirememekte ve kararlarını kesinleştirememektedirler. Sorumsuz kişiler de kararı en son güne bırakmaktadırlar ama geçen süre zarfında karar verme konusunu düşünmemeyi tercih etmektedirler. Karar verirken bazı insanlar sezgilerine, bazıları mantıklarına bazıları ise başkalarına güvenmektedirler.

 

Karar verme konusunda sorunlu bir grup daha vardır ki, bunlar kronik kararsızlardır Bu kimseler hiçbir seçeneği kendilerine uygun bulmazlar; karar verme zorunda kaldıklarında hiç bir seçeneğe uzun süre bağlanamazlar, sık sık karar değiştirmektedirler Sonuçta hangi seçeneği benimserlerse benimsesinler gözleri daima başka seçeneklerde kalmaktadır.

Doğru karar, dayanağını kişinin özünden alan karardır. Kişilik gelişimleri sağlıklı olan, özlerini tanıyan ve onu gerçekleştirme çabasında olan kimseler gerek kendileri gerekse çevre olanaklarına ilişkin doğru, ayrıntılı ve gerçekçi bilgilere sahip olduklarından, doğru karar vermekte güçlük çekmemektedirler. Çünkü kendi ile barışık kişilerin karar verme sürecinde, kendine ve seçeneklere ilişkin gerçekleri çarpıtma, bazılarını yok sayma gibi, bilinçli ya da bilinçdışı etmenlerin yeri yoktur.

 

Geleceğin Mesleği mi Geleceğin İnsanı mı?

 

Meslek seçme durumunda olan gençlerden bazıları "Gelecekte hangi meslekler geçerli olacaktır?"sorusunu sormaktadır. Bu soruyu yanıtlayabilmek için bu gençlere " Kaç yıl sonraki geleceği öğrenmek istiyorsun?" diye sormak gerekiyor. Teknolojinin hızla gelişmekte olduğu bir dünyada, bir mesleğin belki beş ya da on yıl sonrasını tahmin edebiliriz. Ondan sonra bu çekici meslek teknolojinin gelişmesi ve buna bağlı olarak ekonomideki değişimler sonucunda hüviyet değiştirmiş olacak belki de pek çok kişinin o alana girmesi sonucu bu günkü çekiciliğini yitirecektir. Ülkemizde bunun değişik örnekleri geçmişte yaşanmıştır ve yaşanmaya devam edecektir. Bu yüzyılda ortalama bir insanın meslek ömrü boyunca en az üç meslek değiştireceği öngörülmektedir. Yine teknolojik gelişme belli bir iş yerinde bir günlük çalışma süresini kısaltacak, insanlar birden fazla alanda çalışarak günlerini tamamlayacaklardır. Gençlerin hangi mesleği seçtiği değil ne gibi bilgi ve becerilerle donanmış olduğu önem kazanmaktadır. Böyle bir dünyaya hazırlanmak için gençlerin kendilerini şu alanlarda yetiştirmeleri gerekmektedir:

 

§          Teknolojik gelişme meslek görevlerini kolaylaştırmakta, ancak el becerisi ve beden gücünün yerini giderek artan oranda beyin gücü almaktadır. Bu nedenle gençlerin matematik ve mantık alanlarında kendilerini iyi yetiştirmeleri, akıl yürütme, yargılama yeteneklerini geliştirici etkinliklere ağırlık vermeleri gerekmektedir. Ezberleme, geçer notla yetinme, günü kurtarma gibi tutumları benimseyenlerin gelecekteki değişimlere ayak uydurma şansı zayıf olacaktır.

 

§          Gelecekte birkaç meslek ve sık sık iş değiştirme yanında bir gün boyunca birden fazla meslek icra etme durumunda olacak gençlerin elden geldiği kadar spor, el sanatları, güzel konuşma ve yazma gibi değişik yeteneklerini geliştirmeye de önem vermeleri gerekir. Böylece bir kimse gününün değişik zaman dilimlerini değişik yetenekleri ile ilgili işleri yaparak geçirebilir. Böylece hem gelirini artırabilir hem de ek bir iş yolu ile değişik yeteneklerini kullanma ve geliştirme olanağı bulabilir.

 

Bazı gençlerin, meslek seçimi gibi önemli bir kararı oluştururken yukarıda belirtilen gelişim görevini sağlıklı bir biçimde yerine getiremedikleri ve bu yüzden mutsuz oldukları gözlenmektedir. Meslek seçimi kararının sağlıklı bir biçimde oluşturulmasını güçleştiren bazı etmenler vardır. Bunların bir bölümü de bazı gençlerin çalışma dünyası ve insan nitelikleri hakkında edinmiş oldukları bazı yanlış inanışlar ve genellemelerdir. Aşağıda bunlardan bazıları tartışılmıştır:

 

Ülkemizde insanlar istedikleri mesleklere giremiyorlar: Bu yargı hatalı bir genellemedir. Bir kısım gencin yoksulluk nedeni ile istedikleri mesleğe giremediği doğrudur. Ne var ki istenilen mesleğe girememenin sadece maddi yetersizlikten ileri gelmediği, varlıklı oldukları halde yanlış alanlara yönelen gençlerin de var olduğu gözlenmektedir. Bu kişilerin hatası, girmek istedikleri mesleklerin niteliklerine uygun olup olmadığını sorgulamamalarından kaynaklanmaktadır. Bu gençler az sayıda seçkin öğrenci alan ve başarılı olmak için üstün zeka ve çaba gerektiren eğitim programlarına özenmekte, giremeyince hayal kırıklığı yaşamaktadır.

 

Bazı üniversite adayları ve öğrencileri yukarıdaki yargıyı daha da ileri götürerek Türkiye' de insanların istemedikleri mesleklere girdiklerini söylemektedirler. Üniversitelerde istemedikleri alana yerleştiklerini beyan edenlerden bir kısmı yeniden sınava girmekte, bir kısmı ise bir süre sonra bulundukları programın kendilerine uygun olduğunu fark ederek eğitimlerine devam etmektedirler. Bir kimse istemediği bir programa yerleştirilmişse bu ya kişinin Tercih Bildirim Formunu kodlarken hata yapmış olmasından, ya tercih edip listesine yazdığı alan hakkında başlangıçta yanlış bilgi sahibi olmasından ya da Tercih Bildirim Formunun son sıraları boş kalınca oralara daha az istek duydukları programları da yazmış olmalarından ileri gelmektedir. Bazı üniversite adaylarının özensizlik, dikkatsizlik ya da kendilerini doğru değerlendirememelerinden kaynaklanan hatalarının tüm gençlere genellenmesi doğru bir davranış sayılamaz.

 

İnsanın toplumda saygı görmesi için saygın bir mesleğin üyesi olması gerekir: Saygı görme, her insanın en doğal hakkıdır. Ancak bunu saygın bir mesleğin üyesi olarak sağlama beklentisi gerçekçi değildir. Ayrıca meslekleri saygın olan ve olmayanlar olarak ayırmak da doğru değildir. İnsan bir mesleğin başarılı bir üyesi olursa saygınlık kazanır. Bu da sahip olduğu yetenekleri gerektiren, ilgi duyduğu etkinlikleri ( meslek görevlerini ) içeren bir mesleğin üyesi olmakla gerçekleşebilir. Bir kimsenin, niteliklerine pek uymayan bir mesleğe, girmesi, zayıf bir olasılıkla da olsa, mümkün olabilir ama o mesleğin başarılı, saygın bir üyesi olma olasılığı yoktur.

 

Yaşam boyu sürdüreceğim mesleğimi seçme aşamasındayım . Üniversiteye başvurma dönemine girmiş gençlerin dile getirdikleri bu ifade pek çok kişi için doğru ve geçerli olabilir. Ancak çok hızlı bir değişimin yaşanmakta olduğu çağımızda insanların ömürlerini tek bir meslekle tamamlama olasılığının azalmakta olduğu gözlenmektedir. Bilim ve teknoloji geliştikçe meslek çeşitleri de hızla artmakta, bir yandan bazı meslekler çalışma yaşamından silinirken bir yandan da yeni meslekler ortaya çıkmaktadır. Bu gelişmeler karşısında, önümüzdeki yüz yılda bir insanın meslek yaşamı boyunca ortalama üç- beş meslek değiştireceği öngörülmektedir. Bundan, çok değil, yirmi beş otuz yıl önce üniversite adaylarına yaşamlarının en önemli kararını vermekte oldukları, meslek seçerken çok dikkatli olmaları gerektiği yolunda uyarılarda bulunulurdu. Gerçi üniversite programlarına öğrenci yerleştirme işlemlerinde, puanların ondalık basamaklarındaki ince farkların dahi dikkate alındığı ve bir kere bir programa yerleştikten sonra ikinci yıl program değiştirmenin zorlaştığı bir sistemde hala dikkatli olmak gerekmektedir. Ancak bir kimsenin kendini tanıması oldukça zor olduğu gibi, insanda gelişim ve değişim süreci yaşam boyu devam etmektedir. Ayrıca insanların çoğu birden fazla yetenek türüne sahiptir ve birden çok alanla ilgili işleri yapmaktan hoşlanabilmektedir. Bu nedenle bir kişi bir değil birden fazla meslekte mutlu ve başarılı olabilmektedir. Bu olgu özellikle üstün yetenekli kişiler için geçerlidir. Böyle kimseler hem fen hem toplum bilimlerinde, hem sanat hem de dil- edebiyat alanlarında başarılı olabilmektedirler. Leonardo da Vinci gibi dehaların yaşamları boyunca çok değişik alanlarda üstün kalitede ürün verdikleri bilinmektedir. Çağımızda olanaklar sadece üstün nitelikli kişilere değil ortalama insanlara da değişik yeteneklerini kullanma ve geliştirme ortamı sağlamaktadır. Halen bazı üniversiteler programlarından bazılarını, iki alanda diploma verecek, öğrencilerin değişik alanlardan dersler alarak çok yönlü yetişmelerini sağlayacak şekilde düzenlemeye çalışmaktadır. Bu uygulamanın yakın gelecekte yaygınlaşacağı beklenebilir.

 

Üniversiteye bir girsem gerisi kolay : Üniversiteye girişin zor olduğu toplumumuzda bir gencin sınavı ya da sınavları başarı ile atlayıp istediği bir alana girmesi önemli olmakla birlikte meslek gelişiminin son aşaması değildir. Yukarıda da belirtildiği gibi, bilim ve teknolojideki gelişmeler mesleklerin icra edilme biçimlerini değiştirmekte, bu süreç boyunca, bazı meslekler ortadan kalkmakta bunların yerine daha gelişmiş teknoloji ile yürütülen yeni meslekler ortaya çıkmaktadır. Bu olgu bir kimsenin yaşamı boyunca zaman zaman mesleğinde ortaya çıkan yeni uygulamaları öğrenmek için hizmet - için eğitimi görmesini gerektirmektedir. Mesleği iş piyasasından kalkan kişilerin yeni bir meslek öğrenme sürecine girmeleri söz konusu olabilmektedir. Bu durumda bir gencin, üniversite diplomasını aldıktan sonra eğitim sorumluluğunun biteceğini düşünmesinin yanlış olacağı açıktır. Kişi değil mesleğinde ilerlemek, mesleğini korumak için bile sürekli eğitim görmek durumunda olacaktır. Bu nedenle günümüzde, yaşamın belli bir döneminde bir kere verilen ve genellikle değişmeyen bir karar olarak meslek seçimi değil meslek yaşamının sonuna kadar süren bir gelişimi ifade eden kariyer gelişimi kavramı üzerinde durulmaktadır. Gencin bu gerçeği göz önüne alarak yaşamını planlaması yararlı olur.

 

İnsan ancak dört yıllık bir üniversite eğitimi görürse güvenceli ve saygın bir meslek edinebilir . Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi yeterince gelişmediği için insanlar yükseköğretim gördükleri taktirde güvenceli bir meslek edineceklerini düşünüyorlar Bazı gençler ise iki yıllık önlisans programlarını yükseköğretim eğitimi saymamakta, lisans eğitiminin kazanç ve iş bulma açısından daha avantajlı olduğunu düşünmektedirler. Oysa ister iki ister dört yıllık olsun, yükseköğretim eğitimi gençler de düzenli ve iyi bir gelir sağlayan bir iş bulmakta zorluk çekmektedirler. Özelleştirme kararları devlet sektöründe çalışma alanlarını giderek daraltmaktadır. Özel sektörde iş bulmak ise diplomadan çok yeterliliğin kanıtlanmasına bağlıdır. Kendini iyi yetiştirmiş bir tekniker sıradan bir mühendisten daha kolay iş bulabilir.

Önce iyi bir üniversiteye girmeli. Hangi bölümü olduğu önemli değil: Yükseköğrenim görmek isteyen gençlerin bazılarının, önce üniversite daha sonra da program seçme gibi bir yol izlemekte oldukları gözlenmektedir. Öğretim kadrosu zengin bir üniversitede eğitimin daha iyi olacağı kuşkusuzdur. Ancak, meslek başarısında, mezun olunan üniversitenin kalitesinden önce kişinin kalitesi etkili olmaktadır. Öğretim kadrosu yetersiz bir üniversitenin ya da fakültenin hevesli, çalışkan bir öğrencisi, alanı ile ilgili yayınları izleyerek kendini yetiştirebilir, yüksek lisans eğitimini iyi bir bölüm ya da fakültede sürdürebilir. Buna karşılık, iyi bir üniversiteye girme uğruna istemediği bir bölüme giren bir kişi eğitim ortamından hoşnut olsa bile, eğitimin özünden hoşnut olamayacağı için başarılı da olamayabilir

 

İyi üniversite derken genellikle yabancı dille ( İngilizce) öğretim yapan üniversiteler kast edilmektedir. Yabancı dille öğretim yapan üniversitelerin tercih edilme nedenlerinin biri de bu kurumlardan mezun olanların özel sektör tarafından tercih edildiği inancıdır. Geçmişte bu inancı destekleyici örnekler vardı. Ancak son yıllarda gazetelerdeki iş ilanlarında bu yoldaki tercihler artık eski sıklıkta görülmemektedir. Çünkü Türkçe eğitim yapan bazı üniversiteler bir yabancı dil öğretimine de özel önem vermeye başlamışlardır. Öte yandan yabancı dili sadece üniversitenin bir yıllık hazırlık sınıfında öğrenme olanağı bulan öğrenciler, o dile yeterince hakim olamadıklarından, öğretimi izlemede zorluk çekmekte, bunun sonucu olarak, alan bilgisini de yeterince edinememektedirler. Bu durum özellikle sosyal bilim alanındaki programlar için geçerlidir. Öğretimi izleyebilecek kadar yabancı dili bir yılda öğrenme umudu olmayanların yabancı dille öğretim yapan programları tercih etmemeleri iyi olur.

 

Üniversiteye Öğrenci Seçiminde Dikkate Alınan Özellikler

Yeni sınav sistemi , öğrencinin akademik yeteneğini ( soyut konuları öğrenme gücünü ) ve okul başarısını ( bilgisini ve çalışma disiplinini ) değerlendiren bir yapıdadır. Öğrencinin okul başarısı da okuduğu okuldaki diğer öğrencilerin akademik yetenek ve başarı düzeyleri dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Böylece Anadolu liseleri, fen liseleri gibi, öğrencileri bir sınavla seçilmiş olan okullardan mezun olanların ortaöğretim başarı puanları diğer okulların mezunlarınınkinden daha yüksek olarak değerlendirilmektedir.

ÖSYM adayın tercih bildirim formunu doldururken, girmeyi en çok istediği programı en başa yazdığını varsaymaktadır. Kişinin girmeyi en çok arzu ettiği program ise onun zihinsel bedensel ve duyuşsal özelliklerine ve ekonomik olanaklarına en çok uyan program olmalıdır. Daha önce de değinildiği gibi, pek çok kişinin girmek istediği, popüler ve dolayısıyla taban puanı yüksek bir programa girip alıp akademik yeteneği kanıtlama amaç olursa ve kişi diğer özelliklerinin programa uygunluğunu dikkate almazsa programa girmeyi başarsa bile oradan mezun olmayı başaramayabilir. Çok zeki fakat keyfine, rahatına düşkün bir genç, zekası sayesinde sınavı kazanabilir ama çalışma alışkanlığına sahip olmadığı için, kendisi gibi seçkin öğrencilerin bulunduğu ve başarının gayrete, disiplinli çalışmaya bağlı olduğu bir öğretim ortamına ayak uydurmakta çok zorluk çekebilir. Daha düşük puanla girilebilen bir başka program bu gencin yapısına daha uygun olabilir. Ülkemizde mesleklerin toplumsal saygınlık düzeylerinin çok farklı oluşu gençlerin tercihlerini belirlemelerinde ve bunları sıralamalarında çok önemli rol oynamaktadır. Sırf yeteneklerini kanıtlamak için yüksek puanla öğrenci alan programları tercih eden ve yerleşen nice öğrencinin, bir süre sonra hoşnut kalmadıkları, eğitimi yarım bırakarak ya da bitirdikten sonra alan değiştirdikleri gözlenmektedir. Sadece sınavda belli bir puanı tutturmak, bunun için doğru yanıtlanabilecek soruların hesabını yapmak yeterli değildir. Sırf yeteneklerini kanıtlamak için yüksek puanla öğrenci alan programları tercih eden ve yerleşen nice öğrencinin, bir süre sonra hoşnut kalmadıkları, eğitimi yarım bırakarak ya da bitirdikten sonra alan değiştirdikleri gözlenmektedir. Sırf yeteneği kanıtlama ve meslek yolu ile saygınlık kazanma düşüncesi ile verilen kararlar sadece kişinin mutsuz olmasına değil, aile ve ülke için ekonomik kayba da yol açmaktadır. Bu nedenle gençlerin tercihlerini kesinleştirmeden önce kendilerini çok iyi dinlemeleri, kişiliklerinin çeşitli yönlerini ayrıntılı olarak değerlendirmeye çalışmaları uygun olur.

Kendini ve Meslekleri Tanımak İçin Neler Yapmalı?

İnsanın yaradılışını, gerçek özelliklerini tanıması, kendini doğru değerlendirmesi kolay gerçekleştirilecek bir hedef değildir. Bu özellikle deneyimi az ve kendini kanıtlama çabasında olan gençler için daha da zordur. İnsanların kendilerini tanımalarını engelleyen en önemli engel başkaları tarafından beğenilme, kabul görme arzusudur. Kendini başkalarının ölçütlerine göre değerlendiren kişi büyük olasılıkla kendi gerçeğinden uzaklaşacak, kendi özüne uymayan bir öz kavramı geliştirecektir. Özünü tanımak isteyen kişi değişik ortamlarda neler yaşadığını , çeşitli durumlar ve olaylar karşısında neler hissettiğini sık sık gözden geçirmeli ve bu yaşantılarının adını koymalıdır. Başkalarının önem verdiği özelliklerin kendisinde var olduğuna kendini inandırmaya çalışan, başkalarının önem vermediği özelliklerini bastırmaya çalışan kişi gizilgüçlerini kullanamamaktan ileri gelen bir uyumsuzluk yaşamaya adaydır. Aşağıda biri kendini ve çevresindeki olanakları özgürce araştıran, diğeri ailesinin istekleri doğrultusunda davranan iki gencin meslek gelişimi öyküsü örnek olarak verilmiştir:

 

Örnek-1

"Genellikle başarılı bir öğrenci sayılırım. Bunu kısmen düzenli çalışmama borçluyum diyebilirim. İlköğretim döneminde takdirler, teşekkürler aldımsa da Anadolu liseleri sınavını kazanamadım. Puanım az farkla yeterli olamadı.

 

Lisede fen derslerim iyi sayılırda. Yani kırık not almamıştım. Matematikte komşumuzun oğlundan ders almak suretiyle geçer not alıyordum. Fizik ve kimyada da durumum pek farklı değildi.; öğretmenin öğrettiklerini evde düzenli tekrarlamak suretiyle öğrenebiliyordum ama farklı bir problem sorulduğunda bocalıyordum. Bu derslerde geçer not aldığım zaman mutlu oluyordum. Biyolojide durumum daha iyi idi. Hatta bu alana özel ilgim bile var diyebilirim. Kır gezilerinde çevredeki hayvan ve bitkileri fark eder onlardan örnekler toplarım. Bu şekilde bir kelebek koleksiyonu da yaptım. Akvaryumumda çeşitli balıklarım ve bir de kuşum var. Öğretmenime biyoloji laboratuarının düzenlenmesine yardım ettiğimde bu işten çok hoşlandığımı fark etmiştim.

 

İnsanların ruh durumlarını, belli olaylar karşısında neler hissettiklerini incelemek ve sorunlarını dinleyip yardımcı olmak da bence çok ilginç bir uğraşı olmalı. Boş zamanlarımda psikoloji ile ilgili hikaye ve romanlar okumaya çalışıyorum.

 

Gelecekteki mesleğim aile içinde tartışıldığında herkes bir meslek öneriyordu. Babam eczacı, annem doktor, dayım ise inşaat mühendisi olmamı öneriyordu. Arkadaşlarımda mühendisliği düşünüyorlardı. Ben önerilen tüm meslekleri tanıtıcı yayınları okudum. En başarılı olduğum ve ilgi duyduğum alan biyoloji olduğu için onunla ilgili yayınları özellikle inceledim. Bu arada biyoloji ile ilgili meslek olarak fizik antropolojiyi tanıdım. Ancak tercih listeme önce veterinerlik, sona doğru da biyoloji programlarını yazdım. İyi bir veteriner olabilirsem evcil hayvan kliniği açmayı veya evcil hayvan yetiştirip satmayı düşünüyordum. Bu iyi kazanç getirecek bir iş olarak görünüyordu bana. Biyoloji alanına girersem de hedefim aynı olacaktı. Sonunda bir biyoloji programına yerleşebildim. Okulumu iyi bir derece ile bitirdim Şimdi yüksek lisans eğitimi görüyorum ve bir yandan da bir hayvan hastanesinde yardımcı eleman olarak çalışıyorum. Bir biyoloji bölümüne araştırma görevlisi olarak girebilir ya da biyoloji öğretmeni olabilirim Ama gelecekte kuş, köpek, kedi gibi evcil hayvan yetiştiren bir yer açmak idealimden vazgeçmiş değilim."

Bu genç geçirdiği yaşantıları değerlendirerek neleri yapıp neleri yapamadığı, hangi etkinliklerden hoşlandığı konusunda açık bir fikre sahip olmuş kendisini oldukça net bir biçimde ve uygun sözcüklerle ifade edecek kadar berrak bir benlik algısına erişmiş görünmektedir. Kişi aynı güvenle meslekleri de incelemiş ve kendine uygun bir kariyer planı yapabilmiştir. Aile bireylerinin önerilerini, arkadaşlarının telkinlerini dikkate almış ama onlardan birine bağımlı kalmamış, öz yapısına saygılı davranarak kariyer planını yapmıştır.

 

Örnek- 2

 

"Ben tıp doktoru bir baba ile iktisatçı bir annenin ikinci çocuğuyum. İlk çocukları özürlü olduğu için annem babam benim doktor olmamı ve ağabeyimin sorunları ile bu şekilde daha iyi ilgilenebileceğini düşünüyorlardı. Ben okulda başarılı bir öğrenci idim. Hemen her dersten ortalamanın üzerinde not alıyordum ama en güçlü yeteneğim sanat alanında idi. Sekizinci sınıfta iken resim yarışmasında dünya birincisi olmuştum. Ama babam vaktimi resimle geçirmemem için bana gerekli resim malzemeleri almıyor, beni resimle uğraşırken gördükçe fen derslerine çalışmamın daha iyi olacağını söylüyordu. Lisede resim çalışmalarımı tamamen bırakıp bütün enerjimi fen alanındaki derslere verdim. Bir çok arkadaşım gibi ben de bir dershaneye devam ettim .

Sınava ilk girdiğim yıl bir tıp fakültesine girememiştim. İkinci yıl tercih listeme, daha düşük puanla öğrenci alan programları da yazdığım için bunlardan birine yerleştim. Çalışkan ve disiplinli olduğum için fakülteyi zamanında bitirdim. Bir süre pratisyen hekim olarak çalıştım. Estetik cerrah olmak istiyordum. Ama iki kere girdiği Tıpta Uzmanlık Sınavında başarılı olamayınca daha düşük puanla girilebilen başka uzmanlık seçeneklerini yazarak sınava üç kere daha girdim. Bu sınavlarda da başarılı olamayacağımı anlayınca uzmanlık eğitimi görme umudumu yitirdim. Bu arada resim çalışmalarıma başlamıştım. Açtığım bir sergi epey ilgi gördü ama resim yaparak hayatımı kazanmak bana biraz zor geliyordu. O sırada hoş bir tesadüf oldu. Sergiyi gezen bir tıp yayınları editörü bana yayıncılık alanında çalışmayı teklif etti. Ben şimdi tıp alanındaki kitap ve dergilerin, internet sayfalarının grafik düzenlemelerini yapmaktayım ve yaptığım işi çok seviyorum"

 
ÖĞRENCİ SEÇME VE YERLEŞTİRME SİSTEMİ HAKKINDA SIKÇA SORULAN SORULAR VE YANITLARI

Soru-1.) Üniversiteye girişte neden sınav yapılıyor? Başka ülkelerde de üniversiteye

girişte sınav yapılıyor mu ?

 

Yanıt-1) Üniversiteye öğrenci alırken daima bir eleme işlemi yapılmaktadır. Çünkü lise diploması olan

her kişi üniversite eğitimi görme yeterliliğine sahip olamamaktadır. Bu nedenle lise başarısı, öğretmenlerin kanaatleri gibi ölçütlere göre seçme yapılabildiği gibi sadece bir giriş sınavı ile de öğrenci seçilebilmektedir. Geçmişte Türkiye'de sadece bir iki fakülteye sınavla, diğerlerine lise bitirme derecesine göre öğrenci alınırken 1950 yılından bu yana giderek artan sayıda fakülte ve bölüme sınavla öğrenci alınmaya başlanmıştır. Sınavla öğrenci alındığı yıllarda başvurunun az olduğu fakültelere / bölümlere lise bitirme derecesi ile öğrenci alınmaya devam edilmiştir. Ancak başvuru sayısının çok fazla ve kontenjanlar bunları karşılamada yetersiz kalınca merkezi sınav yapma zorunluluğu hissedilmiştir. Yükseköğretim kontenjanlarının kısıtlı olduğu günümüzde, her programa sınavla öğrenci alınmaktadır.

 

Başka ülkelerde de başvuruların çok olduğu bölümlere sınavla öğrenci alınmaktadır. Başvuru sayısının

az olduğu kurumlar her başvuranı almaktadırlar. Bir kurumda verilen eğitim paralı ve pahalı ise ya da harcanan zaman ve emeğin karşılığında alınacak diploma daha iyi bir iş bulunmasına katkı sağlamıyorsa o kurumlara başvuru az olduğundan ya giriş sınavına gerek duyulmamakta ya da çok düşük puanı olan öğrenciler de kabul edilmektedir.

 

Soru-2) Üniversiteye giriş sınavında neler soruluyor?

 

Yanıt-3) Üniversiteye girişte Öğrenci Seçme Sınavı adı verilen, tek oturumluk bir sınav yapılmaktadır. Bu sınavda, adayların okuduğunu anlama ve akıl yürütme gücünü ölçen sorular bulunmaktadır. Soruların içeriği her adayın o güne kadar öğrenimi boyunca kazandığı temel ilke ve kavramlara dayanmakta, adayın bu temel ilke ve kavramları kullanarak doğal ve sosyal bilimlerle ilgili problemlerin doğru açıklamalarını ve çözümlerini bulmaları istenmektedir. Ders konularını ezberlemeden, anlayarak öğrenen, olayların nedenleri üzerinde düşünen ve özgün çözüm yolları araştıran öğrencilerin bu sınavlarda başarılı olacağı açıktır.

 

ÖSS, Sözel ve Sayısal olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.

Sözel bölümde iki grup soru bulunmaktadır. Bunlar,

•  Türkçe'yi kullanma gücü ile ilgili sorular,

•  Sosyal bilimlerdeki temel kavram ve ilkelerle düşünme gücünü

yoklayan sorulardır.

Sayısal bölümde de iki grup soru vardır. Bunlar da,

•  Matematiksel ilişkilerden yararlanma gücü ile ilgili sorular,

• Fen bilimlerindeki temel kavram ve ilkelerle düşünme

gücünü ölçen sorulardır.

 

Soru-3) Neden giriş sınavı bir aşamalı olarak yapılıyor? İki aşamalı sınav uygulamasına dönme olasılığı var mı?

 

Yanıt- 3) 1999 yılına kadar, biri yukarıda açıklanan Öğrenci Seçme Sınavı, diğeri Öğrenci Yerleştirme Sınavı adı verilen ve farklı zamanda uygulanan iki sınav uygulanıyordu. Öğrenci Yerleştirme Sınavı, ÖSS'de belli bir düzeyde başarı gösteren adayların girebileceği bir sınavdı. ÖYS'de temel bilgiden çok ileri düzeyde okul bilgisine dayalı sorular bulunmaktaydı. Bu sistemin öğrenciler ilk yıllarından itibaren üniversite sınavlarına hazırlanma gereğini duymalarına, bunun da en iyi biçimde sınava hazırlayan dershane ve kurslarla gerçekleşeceği düşüncesi ile okul eğitimini ihmal etmelerine, son sınıfın son yarıyılında bir sağlık kurumundan hastalık raporu alarak vakit ve enerjilerinin tümünü bu özel öğretim kurumlarındaki eğitime ayırmalarına neden olduğu dile getirilmekteydi. Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri ve okul yöneticileri, özellikle öğretimin ikinci yarıyılında, liselerin son sınıflarının boşalmasından rahatsızdılar. Öğrenciler ve yakınları iki defa sınav gerginliği yaşadıklarından, ana babalar dershanelere çok fazla miktarda ödeme yapmak zorunda olduklarından, bunun da bütçelerine ağır geldiğinden yakınmaktaydılar. İki sınav arasında yüksek bir ilişki de gözlendiği için sınavlardan ikincisini uygulamanın gereksiz olduğu da dile getirilmekteydi.

Bu sorunları çözmek için Yükseköğretim Kurulu 1999 yılından itibaren uygulanmak üzere,

•  Üniversitelere öğrenci seçme ve yerleştirme işleminin tek bir sınavla yapılmasına, bu sınavın ÖSS olmasına ( ÖYS'den vazgeçilmesine ) ve ÖSS puanlarına ortaöğretim başarı puanının da katılması ile Sayısal, Sözel ve Eşit Ağırlıklı olmak üzere üç puan türü ile yerleştirme yapılmasına

•  Yabancı dil puanı ile öğrenci alan yükseköğretim programlarına girmek isteyen öğrenciler için ÖSS'den ayrı ve daha sonraki bir tarihte İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerinden olmak üzere Yabancı Dil Sınavı (YDS) yapılmasına karar vermiştir.

 

Soru-4 ) Ortaöğretimdeki başarı üniversiteye girişte nasıl etkili oluyor?

 

Yanıt-4 ) Üniversiteye girişte ortaöğretim başarısı, mezuniyet notlarının bazı istatistik işlemlerden geçirildikten sonra ÖSS puanlarına katılması şeklinde değerlendirilmektedir. Ayrıca ÖSYM okul birincilerine kontenjan ayırmak, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu'nca belirlenen uluslar arası bilimsel yarışmalarda ödül kazanan öğrencilere, ödül kazandıkları alanlarda ve belirlenen üniversitelerde seçtikleri programlara sınavsız girebilmelerine olanak sağlamak suretiyle de ortaöğretimdeki başarıyı üniversiteye girişte değerlendirmektedir

Yükseköğretime öğrenci seçiminde ortaöğretimdeki başarının da değerlendirmeye katılmasının şu yararları olacağı düşünülmüştür:

•  Ortaöğretim başarı puanları, çok sayıdaki sınav sonucunda elde edilen notların bileşkesidir; bu yüzden böyle bir puanın tek oturumda gerçekleştirilen bir seçme sınavından elde edilen puanlara eklenmesi, seçme işleminin geçerliğini belli oranda artıracaktır.

•  Bu uygulama, yükseköğretime girişte fırsat eşitliğinin sağlanmasına, sınırlı da olsa, katkıda bulunacaktır.

•  Bu tür uygulama öğrencileri ortaöğretim kurumlarında daha fazla başarılı olmaya teşvik edecektir

 

Soru -5) Diploma notlarına ne gibi istatistik işlemler uygulanmaktadır?

 

Yanıt- 5 ) Okul başarısının sınav sonuçlarına katılabilmesi için çeşitli düzeylerdeki okullardan mezun adayların not ortalamalarının standart hale getirilmesi gerekmektedir. Bu işlemi yaparken ÖSYM şu ilkeleri benimsemiştir:

 

•  Bir okuldan mezun adayın diploma notu kendi okulundan mezun kişilerin diploma notlarına göre değerlendirilmelidir.

•  Değerlendirme işlemine ÖSS' ye başvurmayan mezunların diploma notları da katılmalıdır.

 

Bir okuldan mezun bir adayın Ortaöğretim Başarı Puanının (OBP' sinin) hesaplanmasında şu işlemler yapılmaktadır.

 

•  O okuldan mezun olan ve mezun olacak olan kişilerin diploma notlarının ortalaması alınmaktadır

•  Her bir not ortalamasının, dağılımın ortalamasından uzaklığını gösteren standart sapma değeri hesaplanmaktadır.

•  Adayın not ortalaması, genel ortalamadan çıkarılıp, elde edilen değer standart sapmaya bölünmektedir.

•  Bulunan değer 10 ile çarpılmakta ve buna 50 eklenmektedir.

 

Böylece ortalaması 50, standart sapması 10 olan bir dağılımda her bir adayın not ortalamasının yeri görülebilmektedir.

 

Son sınıfa geldiğinde okul değiştiren adayların diploma notlarının alınmasında şu yol izlenmektedir: Son sınıfta okul değiştiren bir adayın ayrıldığı okulunda, son sınıftan bir ve iki yıl önceki sınıflarda aldığı not ortalamaları o okulun son sınıf öğrencilerinin aynı sınıflarda aldıkları not ortalamalarının dağılımlarına katılmaktadır. Adayın sözü edilen sınıflara ilişkin OBP' si o sınıfların dağılımlarından elde edilen genel ortalama ve standart sapma değerleri kullanılarak hesaplanmaktadır. Son sınıftaki not ortalaması ise geçtiği okulun son sınıf öğrencilerinin not ortalamalarından elde edilen dağılıma katılmakta ve orada belirlenen ortalama ve standart sapma kullanılarak bir OBP daha belirlenmektedir. İlk iki yılın OBP ortalaması ile son yılın OBP sinin ortalaması o adayın OBP sini oluşturmaktadır.

 

Soru- 6 ) Ortaöğretim Başarı Puanının ağırlıklandırılması ne demektir?

 

Yanıt- 6) Ortaöğretim Başarı puanının hesaplanmasında uygulanan formülün, fen liseleri, anadolu liseleri gibi okullarda okuyan öğrencilerin puan kaybına yol açtığı bu nedenle bu öğrencilerin lise son sınıfa gelince akademik düzeyi düşük okullara geçtikleri gözlenmekteydi. Çünkü seçkin öğrencilerin bulunduğu okulda not ortalaması yüksek buna karşılık puanlar arası fark çok düşük olmakta, bu da bu okulların bazılarında en başarılı öğrencinin bile 60'ın üzerinde OBP alamamasına yol açmaktaydı. Bunu düzeltmek için ÖSYM ortaöğretim başarı puanının hesaplanmasında 1999 yılından itibaren geçerli olmak üzere yeni bir formül geliştirmiştir. Bu formülle, bilinen yöntemle hesaplanan OBP yeni bir işleme tabi tutularak ağırlıklandırılmaktadır. Formülün özelliği okulların ÖSS puan ortalamalarının da hesaba katılması ve not ortalaması en yüksek öğrencinin OBP'sinin 80, en düşük olanın OBP'sinin 30 olarak kabul edilmesidir. Böylece, seçkin öğrencilerin bulunduğu okullardan başvuranların ÖSS puan ortalamaları yüksek olacağı için bu okulların öğrencilerinin AOBP'si eskisine göre yükselmekte yani bu öğrenciler hak ettikleri puanları almakta, diğer öğrencilerin de bir kaybı olmamaktadır

Soru -7) Üniversiteye başvururken mezun olduğumuz alana göre tercih yapmamız isteniyor. Bunun sebebi nedir?

 

Yanıt-7 ) 1999 yılına kadar ortaöğretimi bitiren herkes, okul türü ve alanı ne olursa olsun, istediği programı tercih edebiliyor, sınavdaki başarısına ortaöğretim başarı puanı da eklenerek sıralamaya konuyor, yeterli puanı almak koşulu ile istedikleri programa yerleştiriliyorlardı. Bu uygulamanın geçerli olduğu yıllarda meslek liseleri amaçlarından sapmış, ara insan gücü yetiştirme işlevlerini bırakıp programlarını yükseköğretime aday hazırlayacak şekilde değiştirmeye başlamışlardı. Öğrenciler de ortaöğretimdeki eğitimin eksikliğini dershaneler yoluyla tamamlayıp ortaöğretimdeki alan, kol ya da bölümlerinden farklı eğitim veren programlara girmeye çalışıyorlardı. Bu sakıncaları gidermek için Yükseköğretim Kurumu öğrencilerin ortaöğretimdeki alanlarına uygun yükseköğretim programlarını tercih etmelerinin teşvik edilmesine, bunun için, alanının devamı olan programları tercih edenlerin ağırlıklı ortaöğretim başarı puanlarının 0.5, farklı alanlardan tercih yapanlarınkinin ise 0.2 ile çarpılarak ÖSS standart puanlarına eklenmesine karar vermiştir.

Bu karara göre, genel ya da akademik lise çıkışlılar, tercihlerini lisedeki alanlarının devamı sayılan lisans programlarından yaparlarsa Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanları (AOBP) 0.5 ile, farklı alanlardaki lisans programlarından ya da meslek yüksekokulları programlarından tercih yaparlarsa 0.2 ile çarpılmaktadır. Aynı şekilde, meslek okulu mezunlarının da, mesleki ve teknik eğitim fakültelerindeki programlardan, alanlarının devamı sayılan programları tercih ettikleri taktirde, AOBP'leri 0.5 ile çarpılmaktadır. Bu adaylara, eskiden olduğu gibi, Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanlarının (AOBP) bir de 0.15 ile çarpılması ile elde edilen ek puan verilmektedir. Lisans programlarından ya da mesleki/teknik eğitim fakültelerinin, farklı alanlardaki programlarından tercih yapan meslek okulu çıkışlıların AOBP'leri sadece 0.2 ile çarpılmakta ve bu adaylara ek puan verilmemektedir. Hangi alan, bölüm ya da koldan mezun olanların hangi yükseköğretim programını tercih ederlerse AOBP' lerinin 0.5 ile çarpılacağı ÖSYM kılavuzlarında belirtilmektedir.

 

Soru-8) Ortaöğretim başarısının sınav sonucuna katılmasında farklı uygulamalar oluyor mu? Oluyorsa nedeni nedir?

 

Yanıt- 8 ) Ortaöğretim başarı puanları belli gruplar için farklı katsayılarla çarpılarak ÖSS puanlarına eklenmektedir. Uygulamadaki farklılıklar şunlardır:

 

•  Herhangi bir yükseköğretim programına kaydolduktan sonra tekrar sınava giren adayların AOBP'lerinin, bir yükseköğretim programına yerleşmemiş adaylarınkinin yarısı bir katsayı ile çarpılmaktadır.

•  Mezun oldukları alanların devamı sayılan programları tercih eden meslek lisesi çıkışlı adayların AOBP'leri ek bir katsayı ile çarpılmaktadır. Bu katsayı halen 15'dir.

•  Bilim, sanat ve spor yarışmalarına katılan adaylarla bu yarışmalarda derece alan adaylar, derece aldıkları alanlarda yükseköğretim programları tercih ettiklerinde AOBP'leri ek bir katsayı ile çarpılmaktadır. Bu adaylara ek katsayı sadece ilk kez sınava girişte uygulanır

 

Uluslar arası bilim olimpiyatlarında derece alan adaylardan, altın gümüş ve bronz madalya alanları için katsayılar sırası ile, 0,15; 0,13 ve 0,11 yarışmalara katılan fakat derece alamayanlar için 0,9 dur. Ulusal bilim olimpiyatları ile proje yarışmalarında ilk üç dereceye girenlere uygulanan katsayılar, sırası ile, 0,11; 0,09; 0,07 dir.

Uluslararası spor karşılaşmalarında derece alanlara verilecek katsayılar Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenmektedir. Sanat dallarında üstün yeteneği olanların, yeteneklerinin değerlendirilmesi ve seçilmesi güzel sanatlar fakülteleri ile konservatuvarların bulunduğu üniversitelerin rektörlükleri tarafından oluşturulan komisyonlarca yürütülmektedir.

Ortaöğretim başarı puanlarının farklı katsayılarla çarpılmasının nedenleri şunlardır:

•  Önceki yıllarda bir yükseköğretim programına yerleştirilmiş adayların AOBP'leri ilk başvuran adaylarınkinin yarısı kadar bir katsayı ile çarpılmaktadır. Bunun nedeni adayların tercihlerini belirlerken daha dikkatli davranmalarını sağlamaktır. Yükseköğretim kurumlarına sınavla öğrenci alınmaya başlandığından bu yana, her yıl çeşitli programlara kesin kayıt yaptırarak yerleşen adaylardan önemli bir kısmı yerleştiği programdan memnun olmamakta ve mümkün olan en kısa sürede tekrar sınava girip idealindeki programa geçmek istemektedir. Eğitim gördükleri alandan hoşnut olmayanların tekrar sınava girerek bölümlerini değiştirmeleri doğal haklarıysa da, bu yola binlerce kişinin başvurması halinde önemli bir kaynak israfı ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki: İlk olarak girdikleri yükseköğretim programında ikinci ya da üçüncü sınıfa kadar gelen adaylar, ÖSYS'ye tekrar girerek bir başka programa geçtiklerinde ilk girdikleri programlarındaki yerleri boş kalmakta, bunlardan boşalan yerlere yeni öğrencilerin alınması mümkün olmamaktadır. Böyle olunca da okudukları programı terk eden öğrenciler, bu programdaki yerlerini birkaç yıl boş yere işgal etmiş olmakta ve kendilerinin beğenmedikleri programda belki de istekle okuyacak başka bir adayın açıkta kalmasına, istemeden de olsa, yol açmış bulunmaktadır. Bu da insan gücü ve kaynak israfı demektir

•  Meslek lisesi mezunlarından, alanlarının devamı sayılan yükseköğretim programlarına başvuranların AOBP'lerini ek bir katsayı ile çarparak ÖSS puanlarına eklemek sureti ile meslek lisesi çıkışlı adaylara bir ayrıcalık sağlanmasının nedeni, bu adayları kendi alanlarında yükseköğretim görmeye teşvik etmektir. Meslek lisesi mezunlarının ortaöğretimdeki alanlarından farklı alanlara yönelmeleri halinde bu liselerin kuruluş amaçlarından sapacakları, kendilerine özgü işlevlerinin ortadan kalkacağı düşünülmüş, ek katsayı uygulayarak avantaj sağlamakla meslek liselerini bitirenlerin başka alanlarda yükseköğrenim yapma eğilimlerinin azalacağı, böylece kaynak israfının önüne geçileceği umulmuştur

 

•  Sanat ve spor yarışmalarında üstün başarı gösteren adayların AOBP'leri değişik oranlarda ek katsayı ile çarpılmasının amacı ise öğrencileri bu tür yarışmalara teşvik etmektir.

 

2002 ÖSS puanlarına katılacak puanlar hesaplanırken, uluslararası bilim olimpiyatlarında altın madalya alanlara 0,15 gümüş madalya alanlara 0,13, bronz madalya alanlara 0,11; uluslararası bilim olimpiyatlarına katılan fakat derece alamayanlara 0,09; ulusal bilim olimpiyatları ile proje yarışmalarında birinci olanlara 0,11, ikinci olanlara 0,09, üçüncü olanlara ise 0,07 katsayısı uygulanacaktır. Birden fazla kategoride derecesi bulunan adaylar için en yüksek olan katsayı uygulanır.

Bu adaylardan isteyenler, alanlarının devamı olan yükseköğretim programlarına sınavsız yerleştirilirler.

Soru- 9) Yüzdelik puan nedir? Nasıl hesaplanmaktadır?

Yanıt-9) ÖSYM ikinci basamak kontenjan kılavuzlarında, yükseköğretim programlarının yanındaki sütunlardan biri de yüzdelik puanlara ayrılmaktadır. Bir program için verilen yüzdelik puan, o programa bir yıl önce yerleştirilen adayların o programa başvuran tüm adaylar arasında hangi yüzdelik dilime girdiğini göstermektedir. Yüzdelik puan dilimlerinin verilmesindeki amaç, adayların her bir programa hangi puan dilimindeki adayların yerleştirildiğini görmelerine ve tercihlerini ona göre belirlemelerine yardımcı olmaktır.

Yüzdelik dilim hesaplanırken belli bir puan türü ile öğrenci alan programlara başvuran ve o tür ÖSS puanı 105 ve üstü olan aday sayısı 100'e bölünerek 100 dilim elde edilmektedir. Örneğin ÖSS-SAY puanı ile öğrenci alan programlara başvuran ve ÖSS-SAY puanı hesaplanan aday sayısı belli bir yıl 155,700 olsun. Bu sayı 100'e bölündüğünde her birinde1557 aday olan 100 dilim elde edilecektir. Yerleştirme işlemi en üst puandan başlayarak yapıldığına göre, Kontenjan Kılavuzunda, karşısında 0.1 yazılmış olan programlara en üstten 1557 aday yerleştirilmiş demektir. Bir programın karşısında 0.5 yazılı ise bu programa 1557 X 5 = 7785 aday arasından yerleştirme yapılmıştır. Bir kimse, eğer sınavda alacağı ÖSS-SAY puanı ile ilk 1557 aday arasına girebilirse, bir önceki yıl 0.1, 7787 aday arasına girebilirse 0.5 yüzdelik dilimle öğrenci yerleştirilmiş olan programa yerleşebilme olasılığı var demektir.

Yüzdelik puan dilimlerinin verilişinde zaman içinde şu değişiklikler yapılmıştır:

•  Tam sayı olarak verilmekte olan yüzdelik puan dilimlerinin, yüksek puanla öğrenci alan yükseköğretim programları arasındaki düzey farklarını yeterince yansıtmaması nedeni ile 2000 yılından itibaren yüzdelik dilimlerin kesirlerinin de verilmesine başlanmıştır.

•  Yine 2000 yılından itibaren yüzdelik puan dilimleri ortaöğretim başarı puanının çarpıldığı katsayılara göre çeşitlendirilerek verilmektedir. Yani OBP nin 0,2; 0,5 ve ek puan olarak 0,15 ile çarpılması halinde oluşan yüzdelik dilimler kılavuzlarda ayrı ayrı verilmektedir. Böylece, bir programa yerleştirilen adayların, ÖSS standart puanlarına eklenen AOBP lerinin 0,2, 0,5 ve ayrıca 0,15 ile çarpılması halinde kaçıncı yüzdelik dilime girdiklerini görmek mümkün olabilmektedir. Bir aday tercih bildirim formuna ancak AOBP'si 0,2 ile çarpılarak ÖSS puanına eklenecek bir yerleştirme puanı ile yerleştirilebileceği bir programa girmeyi düşünüyorsa, bu puanının ne kadar olması halinde hedefine ulaşabileceğini görebilme olanağına sahiptir.

Yüzdelik puanlarda küçük sayılar yüksek puanlara işaret etmektedir. Y-ÖSS Sözel 0,1; bu

puan türünde çok yüksek; 0,99 ise çok düşük puanları alan adayların bulunduğu grubu göstermektedir.

 

Soru-10) Fen alanlarından tercih yapacak bir kimsenin sözel bölümden hiçbir soruyu yanıtlamaması, bütün vaktini sayısal bölümdeki sorulara vermesi ya da sosyal bilimlerde okuyacak bir kişinin sayısal bölümden hiçbir soruyu yanıtlamaması yararına olur mu?

 

Yanıt- 10) Fen bölümlerine giriş için gerekli olan puan türü ağırlıklı sayısal puandır. Bu puanın hesaplanmasında sözel standart puan 0,4; sayısal standart puan 1,8 katsayı ile çarpılmaktadır. Sosyal bilimler alanlarının bir kısmı için gerekli olan ağırlıklı sözel puan hesaplanırken de sözel standart puan 1,8; sayısal standart puan 0,4 ile çarpılmaktadır. Bu nedenle testlerden her hangi birinden hiçbir soruya yanıt vermemek puan kaybına yol açabilir. Onun için kendini sayısalda güçlü hisseden ve sayısal puan gerektiren programlara başvurmayı düşünen kişilerin fazla zorlanmayacakları sözel test sorularını da yanıtlamaları yararlı olur. Aynı durum sosyal bilimler alanlarından tercih yapacaklar için de geçerlidir. Yani onlar da ellerinden geldiği kadar sayısal soru yanıtlamalıdırlar.

 

Soru-11 ) Okul birincilerine yükseköğretime girişte ne gibi avantaj sağlanmaktadır?

 

Yanıt-11 ) Lise ve dengi okulları birincilikle bitiren adaylar için yükseköğretim programlarında özel kontenjanlar ayrılmakta ve adaylar bu kontenjanlara, tercihleri ve puanları göz önünde tutularak yerleştirilmektedir. Okul birincilerinin kendilerine verilen bu haktan yararlanabilmeleri için okul birincisi oldukları yıl ÖSYS'ye girmeleri gereklidir. ÖSS puanları düşük okul birincileri tüm tercihlerini yüksek puanla öğrenci alan yükseköğretim programları arasından yaparlarsa, hiçbir programa yerleşemeyip açıkta kalabilirler. Çünkü yüksek puanla öğrenci alan programlar, kendilerininkinden daha yüksek puan almış birinciler tarafından doldurulmuş olabilir.

Okul birincilerine özel kontenjan ayrılmasının temel amacı, ortaöğretim kurumlarını sadece yükseköğretim kurumlarına hazırlayan bir basamak olmaktan çıkarmak, öğrencileri tüm derslerine çalışmaya teşvik etmek ve üstün başarılı öğrencileri ödüllendirmektir.

 

Soru-12) Özürlü kişiler için ÖSYM ne gibi kolaylıklar sağlamaktadır?

 

Yanıt-12 ) Bütün düzeltme işlemlerine rağmen bedensel özelliklerinde önemli eksikliği olması nedeniyle eğitimden yeterince yararlanamayacak adayların seçme ve yerleştirme işlemleri ve tercihleri göz önüne alınarak yapılmaktadır . Bu adaylar özür durumlarını gösteren sağlık kurumu raporu getirdikleri taktirde sınavlarda kendilerine yardımcı sağlanmaktadır.

 

Bu durumdaki adaylar bir üniversite veya devlet hastanesinden alacakları sağlık kurulu raporu (daha önceki yıllarda özürlü olarak ÖSYS'ye başvuran ve raporları kabul edilen adaylar, özür durumlarında bir değişiklik yoksa bu durumlarını belirten bir dilekçeyi veya eski raporlarının bir fotokopisini de başvurma belgesine ekleyebilirler.) ile özürlerine ilişkin özgeçmişlerini ayrıntılı olarak anlatan, ayrıca yabancı dil sınavına girmeyi düşünüyorlarsa Almanca, Fransızca veya İngilizce dillerinin hangisinden sınava gireceklerini belirten bir dilekçeyi başvurma belgelerine ekleyeceklerdir. Başvurma işlemleri bittikten sonra özürlü duruma gelen adayların raporlarını bir dilekçe ekinde hemen ÖSYM'ye göndermeleri gerekir. Bu raporlarda belirtilen özür dereceleri ÖSYM'nin görevlendireceği kurullarca incelenecek, adayların özürleri yüzünden ayrı bir seçme ve yerleştirme işlemine tabi tutulup tutulmayacakları bu incelemelerin sonuçlarına göre belirlenecektir. Raporları ÖSYM'ye ulaşan ve kabul edilen adaylar ayrı salonlarda sınava alınacaklar ve gerekli ise kendilerine okuyucu / işaretleyici verilecektir

 

Soru-13 ) Meslek lisesi çıkışlıların yükseköğretime sınavsız geçişi nasıl olmaktadır?

Yanıt- 13 ) 2001 yılında çıkarılan 4702 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değiştirilen 2547 sayılı Kanunun 45.maddesi uyarınca Mesleki ve Teknik Eğitim Bölgelerinin (METEB) oluşturulması ve mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarından mezun olan öğrencilerin, istedikleri takdirde, kendi METEB'leri içinde veya dışında bulunan ve izledikleri programın devamı niteliğinde olan veya buna en yakın programların uygulandığı 2 yıllık meslek yüksekokullarına, sınav yapılmaksızın yerleştirilmeleri uygulamasına başlanmıştır. METEB bir veya daha fazla meslek yüksekokulu ile öğretim programları bütünlüğü ve devamlılığı içinde ilişkilendirilmiş mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarından oluşan eğitim bölgesi olarak tanımlanmakta olup bir ilde birden fazla METEB kurulabileceği belirtilmektedir.

2002 yılında mesleki ve teknik ortaöğretim kurumları mezunları, kendi alanlarındaki meslek yüksekokulları programlarına, kontenjanlar, mezun oldukları okulların bulunduğu METEB, mezun oldukları okul türleri ve eğitim süreleri, mezuniyet yılları, mesleki ve teknik ortaöğretim kurumları mezunlarının meslek yüksekokullarına sınavsız geçişleri için hesaplanacak ortaöğretim başarı puanları (MOBP) ve tercihleri göz önüne alınarak yerleştirileceklerdir. Yerleştirmede sırası ile şu ölçütlere yer verilmiştir:

•  Ortaöğretim alanı ile ilişkilendirilen alanlardan tercih yapma

•  Mesleki teknik okullarının son sınıfında bulunma

•  Kendi METEB' indeki MYO'lardan tercih yapma

•  Anadolu teknik lise çıkışlı olma

•  Teknik lise çıkışlı olma

•  Anadolu meslek lisesi ve Meslek lisesi çıkışlı olma

 

 

Bu ölçütlere göre son sınıf öğrencileri,

•  Kendi METEB' inde, anadolu teknik lisesi son sınıf öğrencileri MOBP sırasına göre

•  Kendi METEB'i dışındaki METEB'lerde, anadolu teknik lisesi son sınıf öğrencileri, MOBP sırasına göre

•  Kendi METEB'inde, teknik lisesi ve anadolu meslek lisesi son sınıf öğrencileri, MOBP sırasına göre

•  Kendi METEB'i dışındaki METEB'lerde teknik lise ve anadolu meslek lisesi son sınıf öğrencileri, MOBP sırasına göre

•  Kendi METEB'inde, meslek lisesi son sınıf öğrencileri, MOBP sırasına göre

•  Kendi METEB'i dışındaki METEB'lerde, meslek lisesi son sınıf öğrencileri MOBP sırasına göre yerleştirileceklerdir.

 

Soru- 14 ) Meslek lisesi çıkışlılar 4 yıllık programlara başvuramazlar mı?

 

Yanıt-14 ) Başvurabilirler. Eğer yüksekokullarda ve mesleki / teknik eğitim fakültelerinde, alanlarının devamı olarak kabul edilen 4 yıllık programlara başvurduklarında ağırlıklı ortaöğretim başarı puanları 0,5 ile çarpılarak 2002 ÖSS puanlarına eklenecek, ayrıca yerleştirme sırasında, hesaplanan ağırlıklı ortaöğretim başarı puanının 0,15 ile çarpılması ile elde edilecek ek puan Y-ÖSS puanlarına katılacaktır. Yani bir kimse ortaöğretimdeki alanının devamı olan bir programa başvurduğunda AOBP'si 0,65 ile çarpılarak ÖSS standart puanlarına eklenecektir. Ortaöğretim alanları ile bunların devamı sayılan yükseköğretim programlarını gösteren tablolar 2002 Kılavuzunun 39-41 sayfalarında verilmiştir.

Bir kimse bu tabloların dışında kalan lisans programlarına başvurduğu taktirde AOBP' si sadece 0,2 ile çarpılıp ÖSS standart puanına katılacaktır. Bu durumda da başarılı olma şansı çok azalmış olacaktır.

 

Soru- 15) Ön kayıt ve Özel Yetenek Sınavı Yoluyla Öğrenci Alınması nasıl olmaktadır?

 

Yanıt- 15 ) Güzel sanatlar ve spor gibi bazı alanlarda ön kayıt ve özel yetenek sınavı yoluyla öğrenci alınmaktadır. Bu alanlara başvurmak isteyen adayların önce ÖSS'ye girmeleri ve puan türlerinden en az birinin 120 ve üstü olması gerekir. Öğretmen yetiştiren güzel sanatlar ve spor programlarına başvuran lise, meslek lisesi, öğretmen lisesi ve güzel sanatlar liselerinin El sanatları, Grafik, Müzik, Sanat, Nakış, Resim, Seramik ve Spor alan/kol/bölümlerinden mezun olanlar için istenen en az ÖSS puanı 105 dir. Bu adayların daha sonra girmek istedikleri programları uygulayan üniversitelere başvurarak o kurumların yaptığı Özel Yetenek Sınavı adı verilen ve başvurulan alanla ilgili yetenek ve beceriyi ölçen sınavda yeterli puanı almaları gerekir.

Bu programlara yerleştirmeye esas olan puan

•  Özel Yetenek Sınav Puanı

•  Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı

•  2002 ÖSS puanı ( Dört puan türünden en yükseği )

puanlarının belli ağırlıklarla toplanmasından elde edilecektir Bu işlemin nasıl yapılacağı 2002 -ÖSS Kılavuzunun 23-24 sayfalarında verilmiştir.

 

Bu adayların daha önce ÖSS ile bir yükseköğretim kurumuna yerleştirilmiş olmaları özel yetenek sınavı ile yerleştirilmelerine engel olmamaktadır.

 

Soru-16 ) ÖSS'ye hazırlanmak için ne yapmalı? Dershaneye gitmekle bir kimse başarıyı garantileyebilir mi?

 

Yanıt- 16 ) Bir kimse birkaç aylık bir çalışma ile ÖSS'ye hazırlanamaz. Dershane, kurs ya da özel hazırlık, ancak yanıtları çoktan seçmeli olan sınavlarda yanıtlama usullerini öğrenmede yardımcı olabilir. ÖSS testlerinde düşünme, akıl yürütme, problem çözme becerilerini yoklayan sorular yer almaktadır. Bir kimse okuduğunu doğru anlayabildiği, düşüncelerini açık bir biçimde ifade edebildiği, öğrendiği temel bilgileri, ilke ve kavramları yeni durumlara uygulayabildiği ölçüde ÖSS'de başarılı olabilir. Bu beceriler birkaç aylık hatta bir yıllık bir dershane eğitimi ile değil, iyi bir ilk ve ortaöğrenim ile kazanılabilir. Tabii bunun için kişinin kuramsal düşünme yeteneğine sahip olması ön koşuldur. Bu yeteneği güçlü olan bir kişi çok nitelikli olmayan eğitim ortamlarında bile yukarıda belirtilen özellikleri geliştirebilir. Eğer kişide yetenek yetersiz ise en iyi eğitim ortamlarında bile istenen davranışları geliştirmek mümkün olamaz.

 

Soru -17 ) ÖSYM kopya girişimlerini nasıl önlüyor?

 

Yanıt-17 ) ÖSYM, sınav sahtekarlıkları denilen ve kopyayı da içine alan girişimleri önleyici bazı tedbirler almaktadır. Alınan başlıca önlemler şunlardır:

 

•  Bir salonda yan yana ya da arka arkaya oturan adayların birbirlerinden kopya çekmelerini önlemek için soru kitapçıkları birkaç form halinde hazırlanmakta ve çapraz olarak dağıtılmaktadır. Soru kitapçıklarında soruların ve seçeneklerin yerleri farklı olduğu için, adayların birbirlerinin cevap kağıtlarına göz atarak kopya çekmeleri önlenmektedir.

 

•  Cep telefonu, çağrı cihazı gibi araçlarla salon içinden ya da dışından yardım alınması şeklinde yapılmaya çalışılan sahtekarlıklar, bu tür araçların sınav salonuna sokulmaması ile önlenmektedir.

 

•  Yerine bir başkasını sınava sokmak şeklindeki sahtekarlık girişimleri, sınav salonuna girişte ve sınav süresince yapılan kimlik kontrolleri ile önlenmektedir. Kimlik belgelerindeki fotoğrafların son altı ayda çekilmiş başı açık ve gözlüksüz olması koşulu ve fotoğrafların bilgisayar yolu ile kimlik kartlarına aktarılması, başkasının fotoğrafını yapıştırma girişimlerini de önleyici tedbirlerdir.

 

•  Yukarıda, 1.ve 2. maddede sözü edilen tedbirlere karşın bir salonda, bir binada ya da bir ilde küçük ya da büyük gruplar halinde kopya girişimleri olup olmadığı, cevap kağıtları değerlendirilmeden önce bilgiişlem bölümünde yapılan kopya taraması ile saptanmaktadır.

 

Sınavlarda kopya yaptığı saptanan kişilerin sınav kağıtları geçersiz sayılmaktadır.

 

Soru-18) Kontenjan Açıklarının Giderilmesi İçin Ek Yerleştirme İşlemleri

Yanıt-18 ) 1983 yılına kadar yükseköğretim programlarına, bu programların kontenjanları kadar aday yerleştirilmekteydi. Bu işlemden sonra, başvuruların az olması ya da bir kısım adayın kaydını yaptırmamasından ötürü açık kalan kontenjanlar ise üniversitelerce ilân edilmekte ve önkayıtlar da yine üniversiteler tarafından yapılarak kontenjanlar doldurulmaktaydı. Ancak bu uygulama üniversitelere giderek artan bir yük getirdiğinden, 1983 yılında, kontenjan açıklarını gidermek amacıyla önkayıtlar ÖSYM tarafından merkezi sistemle yapılmıştır. Bu uygulama yalnızca bir yıl sürmüş, 1984 yılından itibaren, kayıt yaptırmayanlardan doğan kontenjan açıklarını önkayıtla öğrenci alınarak doldurulması yönteminden vazgeçilmiştir. 1984-1993 yılları arasında, her bir yükseköğretim programı için kayıt sırasında meydana gelecek muhtemel kontenjan açıkları belirli yöntemlerle önceden saptanmaya ve her programa kontenjanından belli sayıda fazla öğrenci yerleştirilmeye başlanmıştır.

1993 yılında kontenjanı dolmayan programlar için Ek Yerleştirme işlemi yapılmasına karar verilmiştir. Bunun için her yıl yerleştirme ve kayıt işlemlerinin tamamlanmasından sonra kontenjan açığı bulunan programları ve başvuru koşullarını içeren Ek Yerleştirme Kılavuzu yayınlanmakta ve yeni başvurular alınarak yerleştirme yapılmaktadır. Ek yerleştirme olanağından yararlanabilmek için şu koşulları yerine getirmek gerekmektedir:

 

1) O yıl yapılan Öğrenci Seçme Sınavı'na girmiş olmak.

2) Başvurulan önlisans ve açıköğretim programları için öngörülen ÖSS puan türünde 105.000 veya daha fazla puana; başvurulan lisans programları için ise, öngörülen ÖSS puan türünde 120.000 veya daha fazla puana sahip olmak.

3) O yıl merkezi yerleştirme sonunda, açıköğretim programları dışında hiçbir yükseköğretim programına yerleşmemiş olmak.

4) Ek yerleştirmede tercih edilen yükseköğretim programının, o yıl merkezi yerleştirme sonunda oluşan en küçük puanına eşit veya daha yüksek bir puana sahip olmak.

Ek yerleştirmede, ÖSS ve YDS sonuçlarına göre yapılan işlemler uygulanmaktadır.

 

 

 

Soru- 19 ) Adaylar Programlara Nasıl Yerleştirilmektedir?

 

Yanıt- 19 ) Adaylar programlara şu verilere göre yerleştirilmektedir?

•  Öğrenci Seçme Sınavı sonuçları

•  Ortaöğretim başarı puanları

•  Program tercihleri

•  Programların kontenjanları

•  Programların özel koşulları

 

Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) Sözel ve Sayısal olmak üzere 2 bölümden oluşmakta ve bunlardan Sözel ve Sayısal Standart puanlar hesaplanmaktadır.

 

Sözel bölüm,

•  Türkçe'yi kullanma Gücü

•  Sosyal Bilimlerdeki Temel Kavram ve İlkelerle Düşünme gücü

olmak üzere iki alt bölümden oluşmaktadır

Sözel teste verilen yanıtlara şu işlemler yapılır.

 

•  Her adayın testin sözel bölümündeki sorulara verdiği yanıtlardan Doğru ve Yanlış olanlar sayılır.

 

•  Her dört yanlış cevaplanan soru için doğru cevaplanan soru sayısından 1 tanesi çıkarılır. Böylece o adayın sözel testin alt bölümlerinin her biri için ham puanı elde edilir.

 

•  Adayların her birinin ham puanı, diğerlerininki ile karşılaştırılabilmesi, için standart puana çevrilir. Standart puan bir kimsenin puanının ortalamanın ne kadar üstünde ya da altında olduğu hakkında fikir verir. Ayrıca standart puanları toplamak mümkündür

 

Testin sayısal bölümü için de aynı işlem yapılmaktadır. Ancak bir adayın sözel ve sayısal bölümlerden aldığı toplam ham puanların her ikisi de 0.5'ten küçükse bu adayın standart puanları hesaplanmamaktadır.

 

Bir adayın sözel ve sayısal standart puanları kullanılarak üç tür ÖSS puanı hesaplanmaktadır. Bunlar,

 

•  Sözel ağırlıklı ÖSS puan (ÖSS-SÖZ)

•  Sayısal ağırlıklı ÖSS puan (ÖSS-SAY)

•  Eşit Ağırlıklı puan( ÖSS-EA )

•  Yabancı Dil Puanı ( ÖSS- DİL)

puanlarıdır.

Bu puanların her biri hesaplanırken, ÖSYM Yürütme Kurulu tarafından belirlenen belli katsayılarla kullanılmaktadır. Bu katsayılar yıllara göre değişiklik göstermektedir. Aşağıdaki örnekte 2002 yılında uygulanan katsayılar kullanılmıştır.

 

ÖSS -SÖZ puanı hesaplanırken sözel standart puan 1,8 ile, sayısal standart puan 0,4 ile çarpılarak toplamı alınmaktadır

 

ÖSS-SAY puanı hesaplanırken sayısal standart puan 1,8 ile, sayısal standart puan 0,4 ile çarpılıp toplanmaktadır.

 

ÖSS-EA puanı hesaplanırken

•  Türkçe'yi Kullanma Gücü Standart Puanı 0.8

•  Sosyal Bilimlerdeki Temel Kavram ve İlkelerle Düşünme Gücü Standart Puanı 0,3

•  Matematiksel İlişkilerden Yararlanma Gücü Standart Puanı 0,8

•  Fen Bilimlerindeki Temel Kavram ve İlkelerle Düşünme Gücü Standart Puanı 0,3

ile çarpılarak toplanmaktadır.

ÖSS-DİL puanı hesaplanırken Yabancı Dil Standart puanı 1,8; Sözel Standart Puan 0,4 ile çarpılarak toplanmaktadır.

 

Adayların yükseköğretim programlarından bazılarını tercih edebilmeleri için ÖSS puanlarından tercih ettikleri yükseköğretim programı için belirlenen ÖSS puanlarının105, bazıları için 110 ve çoğu için 120 ve üstü olması gerekmektedir.

 

Adayları yükseköğretim programına yerleştirilmesinde Y ÖSS puanı adı verilen bir puan kullanılmaktadır. Bu puan Y ÖSS-SÖZ, Y ÖSS-SAY, Y ÖSS-EA ve Y ÖSS-DİL olmak üzere hesaplanan dört tür puan kullanılmaktadır. Y-ÖSS puanları, ÖSS puanlarına ortaöğretim başarı puanının belli bir ağırlıkla, varsa ek puanın katılmasıyla elde edilmektedir. Ortaöğretim başarı puanının ağırlığı adayların tercihlerine bağlı olarak iki şekilde uygulanmaktadır.

 

Ortaöğretimdeki alanının devamı sayılan programlar arasından tercihler için Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı (AOBP ) 0,5; farklı alanlardan yapılan tercihler için 0,2 ile çarpılarak ÖSS puanlarına eklenmektedir. Bazı adaylara, belli bazı programlara başvurdukları taktirde Ek Puan adı verilen bir avantaj sağlanmaktadır. Ek puan AOBP'lerin hem 0,5 hem de 0,15 ile çarpılarak tercih edilen programla ilgili ÖSS puanlarına eklenmesi demektir Hangi adayların hangi programları tercih ettikleri taktirde ÖSS puanlarının 0,5 ya da 0,2 katsayı ile çarpılacağı, kimlerin hangi koşullarda ek puan hakkından yararlanacağı ÖSS kılavuzlarında belirtilmektedir.

 

Adaylar, tercih ettikleri her bir program için, yukarıda açıklandığı şekilde hesaplanan Y-ÖSS puanları ile sıraya konmaktadır. Bu sıralamada

•  Adayın tercih ettiği program ile o program için belirlenen puan türünde istenen en az puanı ( örneğin 120 puanı ) alıp almadığı

•  O program için belirlenen ve ÖSS kılavuzunda belirtilen özel koşulları karşılayıp karşılamadığı

dikkate alınır ve listenin en üstünden başlanarak, program için alınacak öğrenci sayısı ( kontenjan ) kadar aday belirlenir. Çizilen sınırın altında kalanlar diğer tercihleri için sıraya konurlar.

 

Soru- 20 ) Eşit puan alan adaylara yapılan işlem

Yanıt- 20 ) Yükseköğretim programlarına yerleştirme işleminde, ek puan dahil yerleştirme puanı büyük olana öncelik verilmektedir. İki adayın yerleştirme puanı eşit olursa, üstünlük sağlanıncaya kadar iki aday,

 

•  Y-ÖSS puanı büyük olana

•  ÖSS puanı büyük olana,

•  Ağırlığı fazla olan test bölümünden alınan ham puanı büyük olana; ( ağırlığı eşit iki test varsa bunların ham puan ortalaması büyük olana )

•  Programı daha üst sırada gösterene,

•  Yaşı küçük olana

 

öncelik verilerek karşılaştırılmaktadır Ancak altı basamaklı sayılarla ifade edilen puanlarda son aşamaya kadar süren aynılığa hiç rastlanmamıştır

 

Soru- 21) Sınavı kazanan ve istediği bir programa yerleştirilen bir kimse, ortaöğretimden mezun olamadığı için kaydını yaptıramazsa, ertesi yıl başvurduğunda Ortaöğretim Başarı puanı düşer mi?

 

Yanıt- 21) 2002-ÖSYS'de bir yükseköğretim programına yerleştirilen adaylar (Açıköğretim programları hariç) için ağırlıklı ortaöğretim başarı puanına uygulanacak katsayılar,Y-ÖSS puanlarının hesaplanmasında ortaöğretimdeki alan/kol/bölümü ile ilgili bir yükseköğretim programına yerleşirken 0,25, diğer yükseköğretim programlarına yerleşirken 0,10 ve ek puanların hesaplanmasında ise 0,075 olacaktır.2000-2001 öğretim yılında ortaöğretim kurumlarından mezun olamadıkları için yerleştirildikleri yükseköğretim programlarına kayıtlarını yaptıramayan adaylar,yerleştirilmemiş adaylar gibi işlem göreceklerdir. Yukarıda da belirtildiği üzere, Açıköğretim Fakültesine yerleştirilen adaylar bir sonraki yıl ÖSS'ye başvurduklarında, ilk defa başvuran adaylar gibi işlem görürler, yani AOBP'lerinin çarpılacağı katsayılarda herhangi bir kısıtlama olmaz.

 

 
 
 
 
---------------
 
 
---------------
 
SAYAÇ
Aktif Ziyaretçi
10
Bugün Tekil
174
Bugün Çoğul
253
Toplam Tekil
108106
Toplam Çoğul
159849
Ip 38.103.63.17
 
 
MEB'in katıldığı proje ve kampanyalar