OKULA YÖNELİK OLUMSUZ DUYGULAR VE NEDENLERİ
 

Savaş KARAGÖZ
Psikolojik Danışman
Okula yönelik olumsuz duygular, eğitim ve öğretim sürecini neredeyse durduracak kadar önemlidir. Bu nedenle eğitimcilerin bu alanda bilgili ve kendilerini sürekli geliştirerek her an donanımlı olmaları gereklidir. Çünkü aşağıda inceleyeceğimiz üzere okula olumsuz duyguların denetlenebilir ve denetlenemez bir çok nedeni oluşundan dolayı eğitimcilerin her hangi bir anda veya aşamada karşılaşabilecekleri bir sorundur. Teorik olarak okul, bulunduğu ülkenin yasaları ile işleyen, bu yasaların görmeyi arzuladığı bireyleri yetiştiren, kendisi ve toplumu ile uyumlu, bilgi ve görgü düzeyi yüksek, zihinsel ve yaşamsal sorunların çözüm yöntemlerini öğrenmiş bireyler yetiştirmeyi hedefler. (Kepçeoğlu, Taşdemir, Ertürk, Shretzer ve Stone, Yavuzer) Görüldüğü gibi eğitimcilerin verdiği tanımı içeriği ve yapısı gereği aslında siyasidir. Ve siyasetinin hedeflerini bağlı bulunduğu ülkenin yasaları belirler. Çünkü, doğal olarak disipline edilmek insan için alabildiğine zor ve tepkilerle karşıladığı bir durumdur. Ve okul, toplum ve yasalar içindeki güçlü konumu nedeniyle tercih edilen değil mecburen gidilen bir mekan olmakla verilen karşı tepkiler zamanla pekişmektedir. Okula yönelik olumsuz duygular her eğitimcinin sık karşılaştığı bir konudur. En bariz şekliyle okula gelmek istemeyen öğrenciden tutun da, derslerde konuşarak, gezerek tüm öğrencilerin ve öğretmenlerin dikkatini dağıtan öğrenciye kadar, hatta neredeyse sessiz bir protesto gibi konuşmayan, derslere katılmayan, hiç kimse ile arkadaşlık dahi kurmayan öğrenciye kadar defalarca gözlenmiş ve çözülmeye ya da kendi haline bırakılmıştır. Bu noktada gerekli olan bir açıklama vardır. Derslerde konuşan her öğrenci, okulun tüm kurallarını hiçe sayarcasına aktif olan öğrenci okula karşı olumsuz duygular içinde midir? Tam tersi olarak, bazen böyle davranışları olan öğrencilerde, okulun sosyal boyutu olan arkadaşlık ilişkileri nedeniyle okula bağımlılıktan bahsetmek bile yerinde olacaktır. Yine aynı şekilde karıştırılmaması gereken bir başka durum da okul fobisi olarak nitelendirdiğimiz olgudur. Okul fobisi kuvvetli bir endişe nedeni ile öğrencinin okula gitmeyi reddetmesi ya da bu konuda isteksiz görünmesidir. (Yavuzer, 1993 akt. Nil M. 2008) Okul fobisini incelemeye çalıştığımız olgudan ayıran kriterler vardır. Çoğu kez okul fobisi tepkileri bedensel yakınmalarla ifade ve bu fobiyi yaşayan birey kendini evde tutma çabası içerisindedir. Bedensel yakınmalar; mide bulantıları, karın ya da baş ağrıları şeklin de olabilir. Ve en ilginci okula gitmeme tehdidi ortadan kalkınca kendiliğinden geçer. Okul fobisi olan öğrencileri ayıran bir diğer kriter ise, okul fobisi olan öğrencilerin okul başarılarını genelde orta düzeyde olması ve ödevleri ile yakından ilgilenmeleridir. Ama okula yönelik olumsuz duyguları olan öğrenciler, mesela okul kaçakları, genellikle okulu sevmezler, aynı zamanda tembeldirler ve akademik bir amaçları yoktur (Yavuzer, 1993 akt. Nil M 2008). Okula yönelik olumsuz duyguları olan öğrencilerde eğer fırsatını bulurlarsa okuldan kaçma eğilimi vardır. Derslerine karşı ilgisizdirler, ödevlerini ise ya yapmazlar da son anda birsinden elde etmeye çalışırlar. Otorite konumunda olan anne-baba, öğretmen ya da diğer kişilerle ilişkilerinde ortaya çıkan aksamalar çoğu kez onların zekâ düzeyinden kuşkulanmamamıza yol açacak kadar barizdir. Oysa bu öğrencilerin sorunu düzeyleri ile ilgili değildir. Arkadaşlık ilişkileri genel olarak sınıf içindeki küçük ve hareketli grupların liderliği şeklinde olur. Eğer kendilerinden baskın bir diğer lider varsa, onun sırdaşı ya da sağ kolu oluverirler. Akademik amaç tanımları kişiselleşmemiştir; neden okula gelmek zorunda bırakıldıklarını anlamamışlardır ve bu tanım çoğu kez ezberlenmiş ve üzerinde düşünülmemiş oluşur. Araştırmalara göre okul rehberlik servisleri ve disiplin kurullarından elde edinilen bilgiye göre, öğrencilerin bu alandaki tipik uyumsuzluk davranışları şöyledir: Sinirlilik, saldırganlık, kıskançlık, kin ve nefret, isyankar davranma, okul kurallarına uymama, okul eşyalarına zarar verme, okuldan kaçma, devamsızlık alışkanlığı, öğretmen ve arkadaşlarına saygısız davranma, arkadaşını dövme, sözle sarkıntılık yada küfür etme, yalancılık, çalma gibi duygusal kökenli tepkilerdir. Öğrencilerin duygusallıklarını açığa vurarak okul, aile ve toplumsal çevre ile uyumsuzluğa düşmüşlerdir. Bir bölümü de duygusallıklarını dışa yansıtamadığı için kendi benlikleri ile geçinemeyen güvensiz, kaygılı ve huzursuz çocuklardır (Yaşadıkça Eğitim, Sayı 24, 1994 akt. Nil M; 2008) kadar ağır sonuçlara gebe olan okula karşı olumsuz duyguların nedenleri neler olabilir? Hangi alanların hangi eksikleri ya da kimlerin hangi tutumları öğrencide okula yönelik olumsuz duyguların yerleşmesine neden olabilir? Bu alanların ve kişilerin başında aile ve anne-baba gelmektedir. Çünkü çocuğun yaşamındaki tüm alanların, tüm uyaranların nasıl algılanması gerektiği eğitimin yer ailedir. Her çocuk okula geldiği zaman aile ortamının izlerini taşır. Okul, eğitim ve öğretim görevlerini yerine getirirken aile ortamının çocuk üzerindeki etkilerine dayanmak ev onlardan hareket etmek zorundadır. Aile ortamının çocuk üzerindeki etkisi okulun eğitim anlayışına uygun olabilir ya da tam tersi okul tarafından istenmeyen türde olabilir (Oktay, 1993, akt. Nil M. 2008).
 

Oktay’ın da temas ettiği gibi, ailenin okula yönelik bakış açısı, çocuk üzerinde ailenin sosyo-ekonomik yada eğitim düzeyinden çok daha etkilidir. Bu nedenle okula yönelik olumsuz duygular içindeki öğrenciyi anlamanın ilk ve temel koşulu ailenin eğitim kurumuna yaklaşımını anlamakla başlayacaktır. Ailenin eğitim kurumuna yönelik bakış açısı, ülkemizde yasal bir zorunluluk olan ilköğretim eğitimi sürecinde bariz şekilde gözlenebilmektedir. Ailenin, alınacak eğitimin yararına ve eğitim kurumunun doğruluğuna yargıları öğrencide olumlu yada olumsuz duyguları başlatacak, ortaya çıkaracak yada pekiştirecektir. Yavuzer’in araştırması bu konuya getireceği netlik açısından önemlidir. Okula yönelik olumsuz duyguları olan öğrencilerin uyumlarını güçleştiren etmenlerin %36.8i aile ve diğer sosyal çevreden kaynaklanmaktadır. Silah(1992ve akt. Nil M; 2008 ); bu etmenleri şu şekilde sıralamıştır:
*Ailenin eğitim düzeyinin düşük oluşu
*Ailenin ekonomik düzeyinin çok düşük oluşu
*Evde sağlıklı çalışma ortamının olmayışı
*Ailenin fazla baskı yapması
*Aile ortamı huzursuzluğu, aile geçimsizliği
*Ailenin, çocuğu okul dışında çalışmaya zorlaması
*Ailenin çocuğun eğitimine ilgisiz kalması
*Evin okula uzaklığı
*Ailenin çocuğu okutmak niyetinde olmayışı
Bu etmenler farklı araştırmacılar tarafından farklı şekillerde tasnif edilmiştir. Ama temel olarak bu sınıflamalarda ortak olan nokta, ailenin öğrenciye yaklaşımının ve öğrencinin aldığı eğitimin gerekliliğine olan inancının ve eğitim kurumuna duyduğu güvenin direk olarak etkilediğidir. Bu durumda okul yönetimlerinin ve rehberlik servislerinin bu konuya ciddi ve programlı bir şekilde eğilmeleri kaçınılmaz olacaktır. Rehberlik servisleri aracılığı ile aile ve yapısı tanınarak gerekli işbirliğine gidilmeli ve öğrencideki kaynaklanan okula yönelik olumsuz duygular oluşturucu etmenler aşılmaya çalışılmalıdır. Okula yönelik olumsuz duygulara kaynaklık eden ikinci önemli etmen ise, eğitim kurumu kaynaklıdır. Okulun idari yapısı, öğretmenlerin ders içi ve ders dışı tutumları, derslerin işleniş biçim ve araç-gereç zenginliği de okula yönelik olumsuz duygular oluşturacak yapıda olabilir. Yine de okulun fiziki özelliklerinden çok okulda uygulanan eğitim sisteminin daha baskın olduğunu gösteren araştırmaların sayısı oldukça fazladır; Her öğrencinin aynı şekilde eğitim görmesini gerektiren bir program, öğrencinin bireysel özelliklerini dikkate alamaz. Ülkemizde uygulanmakta olan öğretim ortak öğretim sistemine göre hazırlanmış, bir başka deyişle orta düzeydeki öğrencinin kapasitesi ölçüt alınarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Dolayısı ile dersler bazı öğrencilere bazı öğrencilere kolay gelmektedir. Bunun sonucu olarak da bir bölümü hayal kırıklığına uğrarken bir bölümü de tembelliğe alışmaktadır (Yavuzer, 1993, akt. Nil M,2008) Uzmanlar, ilgi ve yeteneği doğrultusunda öğretim gören çocukların, eğitim alanında başarılı ve kişisel uyumlarının da olduğu görüşündedirler. Hatta onların görüşleri formal öğretim çalışmaları dışında, özel ilgi ve yeteneklerini doyuma ulaştıran bulan çocukların öğretim yaşantılarında daha başarılı ve uyumlu oldukları yönündedir (Silah, 1992). Ülkemizde tek merkezli yönetim ve bu sisteme uygun kitleler yetiştirme politikaları nedeniyle daha uzun zaman bu sorun çözüleceğe benzemiyor kanaatindeyiz. Vatandaşına neredeyse paranoyak bir içgüdü ile saldıran anlayışın kendi varlığının devamı gerekli gördüğü vatandaşına yaklaşımı eğitim alanında ciddi sıkıntılara neden olmaktadır. Eğitim müfredatları çoğu kez en ilgili eğitimsiz kalmaya gönüllü edecek derecede yüklü ve yaşamın alanlarında pratik bir ifade bulamasa bile yetiştirilmeye çalışılan zihniyet için fazlası ile yanlıdır. Üstelik kullanılan yöntemin tartışma ve paylaşımdan ziyade bu böyledir şeklindeki dayatması da ayrı bir sorun olarak ele alınmalıdır. Bu sorunları Silah (1992 akt. Nil M) şu şekilde tasnif etmiştir:
*Öğretmenlerin ve yöneticilerin öğrenciyi tanıyamaması
*Öğretim programlarının ağır oluşu
*Öğretimde deney ve uygulamaya yer verilmeyişi
*Derslerin ilgi çekici hale getirilmeyişi
*Sınıfların kalabalık ve gürültülü oluşu
*Okul ders araçlarının yetersiz oluşu
*Öğretmenlerin öğretim yöntemlerinin yetersiz oluşu
*Okulun ısı, temizlik ve sağlık koşullarının yeterli olmayışı
*Öğretmenlerin sayı ve nitelik yetersizliği
Okulun cezalandırma yöntemlerinin çok katı oluşu
*Okula yönelik olumsuz duygulara kaynaklık edebilecek bir diğer alan da öğrencinin kendisidir.
*Öğrencinin içinde bulunduğu dönem(ergenlik, okul değiştirme, hastalıklar, ilişkilerinin algılanış biçimi vs.), öğrencinin eğitime yaklaşımı, eğitim kurumunu nasıl algıladığı okula yönelik olumsuz duygulara kaynaklık edebilecektir.
Sonuç olarak; okula yönelik olumsuz duygular tüm öğrencilerde zaman zaman görülebilen ve çeşitli nedenleri olan bir olgudur. Bu olgu ile karşılaşan anne-baba, eğitmen ve idarecilerin duygusallığa kapılmadan mantıklı çözümler aramaları gerekmektedir. Hiç yok ki, çözüm aşaması ne anne-babaların, ne eğitmenlerin ne de idarecilerin tek başına aşabilecekleri bir basamak değildir. Rehberlik servisleri aracılığı ile sağlanacak entegrasyon diğer sorun alanlarının çözümünde gerekli olduğu gibi bu alanda da şarttır. Bu yönde okulların önemli eksikleri vardır. Okullarımızda öğrenciyi tanımayı, problemlerine tanı koyarak çözümleyip ilgi yetenekleri doğrultusunda yöneltmeyi amaçlayan eğitsel çalışmalara ve psikolojik yardım hizmetlerine işlerlik kazandırılmalıdır 1992).Bu hedeflere varabilmek için de okullarda eğitim hizmetlerinin niteliklerinin arttırılması, en önemlisi çağdaş ve bilimsel eğitim metotlarının okula girişi ve öğretmen ve idarecilerden başlanarak tüm eğitim elemanlarının zihniyetlerini yenilemeleri gerekecektir. Ancak böylelikle eğitilmeleri gibi zor bir işi başarmalarını beklediğimiz öğrencilerdeki gerginlik ve okula yönelik olumsuz duyguları anlayabilir ve çözüm yolunda kalıcı adımlar atabiliriz.

   
KAYNAKLAR
   

YAVUZER, Haluk. Çocuk Psikolojisi, 1993, Istanbul
KEPÇEOĞLU, Muharrem. Psikolojik Danışma ve Rehberlik, 1986, İstanbul
NIL Şefik M.(2008) Özel Yunus Emre Eğitim Kurumları Ilköğretim 2. Kademe Rehberlik Servisi
TAŞDEMIR, Mehmet. Birleştirilmiş Sınıflarda Eğitim, 1997, Kırşehir
YILMAZ, Mustafa. Eğitim ve Bilim, 1989, Ankara
YÖRÜKOĞLU, Atalay. Gençliğin Eğitimi, 1986, Ankara
YÖRÜKOĞLU, Atalay. Gençlik Çağı, 1986, Ankara
ÖZGÜNEL, Sevgi. Ilkokulun Ilk Günlerinde Çocuk, Yaşadıkça Eğitim, Sayı 24
SILAH, Mehmet. Diyarbakır Il Merkezi Orta Öğretim Okullarında Eğitim sorunlarının, Öğrenci Başarısı, Zihinsel Yetenek ve Kişisel Uyuma Yansıyan sonuçları, Yaşadıkça Eğitim, Sayı: 24
OKTAY, Ayla. Okul Ortamı ve Veli Öğretmen Ilişkisinin Okul Başarısına Etkisi, Yaşadıkça Eğitim, Sayı: 30
TUZCUOĞLU, Necla. Ilköğretimde Rehberlik, Yaşadıkça Eğitim, Sayı:30
http://www.turkpdr.com/modules/yazilar/makepdf.php?itemid=143
http://www.turksite.eu Joomla! ile Güçlendirilmiştir Oluşturan: 4 May, 2009, 14:25

 
 
 
© 2011 Kayseri Rehberlik Araştırma Merkezi Müdürlüğü. Tüm hakları saklıdır.
Tasarım: Mehmet ÖZÖREN