Ana Menü
 
 
Hizmetleri
 
Hizmetleri
 
-----------
 
---------------
 
 
Otizm

İçindekiler :

1- Otizm
2- Otizmin Nedenleri
3- Otizmin Genel Özellikleri
4- Otistik Çocukların Kaynaştırma Yoluyla Eğitimi ve Sınıf Öğretmenine Öneriler

 OTİZM

             İnsan sosyal bir varlıktır. Çevreden etkilenir ve çevreyi etkiler. Çevreden aldığı uyaranlara tepkide bulunur, kendi duygu ve düşüncelerini karşıdaki bireye aktararak onunla iletişime girer. Kazanması gereken temel  becerileri dışarıdaki insanları taklit ederek veya onunla birebir iletişime girerek öğrenir. Yaşamın ilk yıllarında dahi bebekler, insanlara gözlerini diker bakar, kendini sevdirmek için bir parmağı yakalar ve gülümser. Ancak toplumdaki bazı bireyler almış olduğu uyaranları algılamada zorluk çekerler veya yanlış algılarlar,  algılasalar dahi  tepkide bulunmazlar , iletişime girmekten kaçarlar, kendilerini ifade etmezler, açıkçası bu bireyler cam fanus içine hapsedilmiş bireyler olarak tarif edilirler. Etraflarında örülü olan kalın duvarları yıkmak ve onlara ulaşmak imkansız gibi görünür. Bu  şekilde tarif edilen çocuklar otistik çocuklar olarak tanımlanmaktadır.
Kısacası otizm,  yaşamın erken dönemlerinde başlayan ve yaşam boyu süren; sosyal ilişkiler, iletişim, davranış ve bilişsel gelişimde gecikmeye neden olan  bir bozukluktur. Ortaya çıkan sendromun şiddeti ve problem davranışların bir araya gelme şekli her çocukta farklıdır.
Yeni doğan her bebek yaşamın ilk  günlerinde doğal otistik bir dönem geçirir. Yani çevresindeki insan ve eşyalara karşı ilgisiz ve dışarıdan gelen uyaranlara karşı tepkisizdir. Ancak normal gelişim döneminde bu dönem birkaç hafta kadar devam eder giderek çocuk dış dünyaya açılmaya ve iletişime girmeye başlar.

OTİZMİN NEDENLERİ

 

            Otizmin nedenleri tam olarak bilinmemekle beraber araştırmalar aşağıdaki faktörlerden kaynaklandığını göstermektedir.
Uzun yıllar boyunca otizmin yalnızca psikolojik bir bozukluk olduğu organik bir temele dayanmadığı düşünülmüştür. Başlangıçta, belirgin bir nörolojik sorunla karşılaşılmamıştır. Yıllarca psikojenik teoriler üzerinde duruldu. Bu teoriler çocuğun kendisini aşırı derecede etkileyen olumsuz ebeveyn tutumundan kaynaklandığı düşünülmekteydi. Anneyle yakın bir bağ kuramama veya şiddetle reddedilmenin çocuğu dış dünyanın hiçbir şekilde içine giremediği, tamamen hayallere dayalı bir iç dünyaya kapanmaya ittiği iddia edilmekteydi.
Yapılan  başka çalışmalar  da otizmin beynin yapısındaki hatalı bir oluşumdan kaynaklandığını ve bununda otizme neden olduğu ileri sürülmektedir. Söz konusu bozukluğun otistiklerin düşünce yapısını etkilediği, kendi düşüncelerini değerlendirebilmelerini ve başkalarının düşüncelerini algılayabilmelerini önlediği sanılmaktadır. Ayrıca otizmin diğer bir çok klinik ve tıbbı olayla da ilişkili olması mümkün görünmektedir. Bunlar arasında rubellea enfeksiyonu ve kromozom anomalisi, erken dönemdeki beyin travmaları ve bebeklik döneminde geçirilen konvilsiyonlar sayılabilir.
Bir çok araştırmacı ise henüz kesin nedeni ve nedenleri bulunamamasına karşın, otizmin genetik temelleri  olduğu  görüşü ağırlık kazanmakta ve dünyada yapılan bilimsel araştırmalar bu konuda yoğunlaşmaktadır.  Nitekim otistik çocukların kardeşlerinin bu bozukluğa sahip olmada 50 kat daha risk altında oldukları bulunmuştur. Tek yumurta ikizlerinden birinin otistik olması durumunda diğerinde de %60 olasılıkla otizmin, %92 olasılıkla otizme bağlı sendromların ortaya çıkabileceğine işaret edilmektedir. Çift yumurta ikizlerinde bu oran %10 civarındadır.
Otizm ile birlikte zeka geriliği ve epilepsi nöbetlerinin sık bulunması biyolojik nedenlerin daha ön planda olduğunu göstermesi açısından dikkat çekicidir.
Otizmin sadece genetik nedenlere bağlı olmayıp çevresel nedenlerden de kaynaklandığı düşünülmektedir. Genetik açıdan birbirine tıpatıp benzeyen tek yumurta ikizlerinden biri otistik olurken diğerinde otizm görülmeme olasılığının varlığı çevresel etkenlerin işin içine girebileceğini göstermektedir.

OTİZMİN GENEL ÖZELLİKLERİ

  • Otizm çocuklukta görülen ve en sık rastlanan  gelişim bozuklukları arasında zihinsel engel ve spastisiteden sonra üçüncü sırada yer alır. Toplumlarda görülme sıklığı 1/10.000 yada 2/10.000 arasında görülmektedir. Ülkemizde   30.000 civarında otistik birey olduğu tahmin edilmektedir.

  • Otizm yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan ve yaşam boyu devam eden nöropskiyatrik, gelişimsel bir sendromdur.
  • Otizmin görülme sıklığı  erkeklerde kızlara oranla daha fazladır. Örneğin 5 otistik çocuktan 4 ü erkektir.
  • Otistik bebeklerin fiziksel gelişimleri normal sağlıklı bebekler gibidir. Fiziksel olarak bir çok beceriyi olağan yaşlarda kazanmaya hazırdırlar. Ancak bazı otistik bebeklerin çevrelerine karşı  ilgisizlikleri nedeniyle daha geç yaşlarda oturdukları ve yürüdükleri gözlenmiştir.
  • Otistik özellikler gösteren bebeklerin iki tip davranış biçimi geliştirdikleri gözlemlenmiştir. Bunlardan biri sürekli ağlayan, huysuz olarak adlandırılan bu bebekleri sürekli sallamanın dışında rahat ettirmek mümkün değildir. Öyle ki  giydirme, yıkanma gibi diğer etkinliklerde sallanmanın kısa bir süre durması bile ağlamalarına neden olabilir. İkinci tip otistik bebekler ise birincinin tersine sakin bütün gününü yatakta geçiren bebeklerdir. Acıktıklarında ağlamaları nedeniyle bakımlarının kolay olmasına rağmen anneden hiçbir ilgi beklememeleri, çevrelerine karşı ilgisizlikleri anne babaları endişelendiren özellikleridir.
  • Normal bir bebek yaşamının ilk üç ayında annesine bakar; annesi onunla konuşurken gülümser, agular daha ileri aylarda ise her fırsatta kucağa alınmak için ellerini kaldırır. Tanıdığı kişileri görünce heyecanlanır, insanlarla ilişki kurmaktan hoşlanır. Oysa otistik bebekler genellikle çevrelerine karşı isteksizlik, kucağa alınmaktan hoşlanmayan, kalabalık ortamlarda sürekli huysuzlaşan bebeklerdir.
  • Otistik bebekler çevresindeki insanlara ve eşyalara karşı ilgisizdirler. Anne ve babanın onunla oyun oynamasına bir takım  mimiklerle iletişime girmeye çalışmalarına karşılık o herhangi bir tepkide bulunmaz. Çevresindeki eşyalara karşı ilgisizdir ve onlara ulaşmak için herhangi bir davranışta bulunmaz. Aynı zamanda  en belirgin özelliklerinden biri de çevreye olan ilgisizlikleridir. Kendileri ile baş başa ve tercihlerine göre yaşarlar. Tamamen kayıtsızdırlar, çağrılara tepki vermediği içinde zaman zaman işitme engelinden şüphe edildiği olur.
  • Otistik bebekler de normal bebekler gibi konuşma dil gelişiminin basamakları olan agulama, babıldama, mırıldanma gibi anlamsız sesleri çıkarma davranışı görülmez.
  • Bu çocukların fiziksel gelişimleri normal çocuklar gibidir. Bir takım motor becerileri genellikle iyidir.  Ancak problemlerinden dolayı taklit gerektiren bir takım motor becerileri yapmakta zorluk çekerler. Top atıp tutma, merdivenden inip çıkma gibi motor becerilerini kazanmış olmalarına rağmen atlama, zıplama gibi becerileri kolay kazanamazlar.
  • Bu çocukların zaman zaman beklenenin tersine davranışlar gösterdiği görülebilir. Örneğin herkesin ağladığı bir cenaze evinde o gülebilirken tam tersine herkesin eğlendiği bir ortamda onun hüngür hüngür ağladığı gözlenmiştir.
  • Otizm en ağırdan en hafife doğru giden çok farklı şiddetlerde görülebilir. Çok ağır biçimde otistik olan bireylerde epilepsi, saldırganlık, uyku sorunları gibi ek sorunlar eşlik eder. Ağır düzeyde otistik olan bireylerin %70-90’ının da mental retardasyon (zihinsel gerilik)  görülmektedir. Tüm otistiklerin ise %50’ sinde zeka seviyesi 50’nin altındadır. Ağır otistiklerde tüm belirtiler olanca şiddetiyle görülürken hafif otistikler zamanla konuşabilirler, göz teması kurarlar ve normal eğitim alabilirler.

  • Otistik çocuklar uyarıcılara tepki vermedikleri ve çok sınırlı ilişki kurdukları için zeka ya da psikolojik ölçüm yapan testleri almakta güçlük çeker ve düşük performans gösterirler. Zihinsel düzeylerini anlamak güç olduğu için neyi ne kadar öğrendiklerini tespit etmek zordur.

  • Otistik çocuklar bazı genel öğrenme sorunları sergilerler ve tipik olarak bir alanda gelişip başka bir alanda gerilik gösterebilirler. Örneğin bir otistik çocuk baş baş yapmayı öğrenemezken bir yap-bozu başarıyla bitirebilir.

  • Otistik bireyler başkalarının hislerini ve duygularını anlama ve yorumlamada güçlük çekerler. Gülümseme, göz kırpma ve yüz buruşturma gibi örtülü sosyal ipuçlarını çok az anlarlar.

  • Bu çocuklar bazı seslere karşı aşırı duyarlıyken bazı seslere karşı aşırı duyarsızlık göstermektedirler. Örneğin odada çalan bir müziği duymazdan gelirken bir oyuncağın çıkartmış olduğu sese  çok duyarlıdırlar.

  • Otistik bireylerin yaklaşık yarısı konuşma bozukluğu yaşıyor  yada hiç konuşmuyorlar. Bazıları bizlerin anlam veremediği kelimelerden oluşan kendilerine özgü bir dil geliştiriyorlar. Başka bir grup tekrarlayıcı, ekolali konuşma yapıyor. Örneğin, “nasılsın” sorusuna “nasılsın”  şeklinde veya “nasılsın, nasılsın” şeklinde karşılık verebiliyorlar. Otistik çocukların en çok kendilerine yöneltilen soru ve direktifleri anlamadıklarında ya da verilecek cevapları olmadığında hemen ekolaliye başvurdukları düşünülmektedir.

     

  • Otistikler konuşmaya başlayınca kendilerinden üçüncü kişi gibi söz ederler.  Yani bir otistik kendinden “ben” yerine başkasıymış gibi veya ismiyle veya sen olarak söz eder.

  • Otistik çocuklarda gramer bozuklukları olabilir ve eklerden yoksun, bağlaç, zamir ve edatların kullanılmadığı cümleler oluşturabilirler. Telaffuz kusurları olabilir veya olmayabilir. Mecazları anlamada ciddi sorunları olur. Tüm otistiklerin yaklaşık yarısı 5 yaşına geldiğinde bile işe yarar bir dil geliştiremez. Pek çok otistik işaret dili, resim tahtaları, bilgisayarlar ve benzeri araçlarla iletişim sağlar. Bazı otistik çocuklar zamanında konuşurlar. Bunlar genellikle zekası iyi olan otistik çocuklardır.
  • Geç de olsa konuşmaya başlayan otistik çocuklarda konuşmayı başlatma ve sürdürme nadiren görülür. Konuşmayı belli bir amaca ve iletişime yönelik olarak sürdürmekte zorlandıkları için sohbetlere katılmaları güç olmaktadır.

  • Sesi nerede ve ne zaman kullanacaklarını bilmezler. Seslerini kontrol edemedikleri için  fısıltı şeklinde yada bağırarak konuştukları zamanlar olur. 

  • Konuşmada kullandıkları tonlama mekanik, inişli çıkışlı, şiddeti ayarlanamamış veya duygudan yoksun olabilir. Konuşmanın tınısı, vurgusu, hızı, ritmi veya entonasyonun da anormallikler mevcuttur.

  • Otistikler gündelik yaşamlarındaki değişimlere karşı direnç gösterebilirler. Genellikle çevrelerindeki düzenin ve kendi alışkanlıklarının değiştirilmesini hiç istemezler. Evde bir eşyanın yerinin değiştirilmesine sert tepki gösterebilirler.

  • Nesnelere ve gündelik yaşamın rutinine bağımlılık otistik çocuğun ailelerini ve öğretmenlerini zor durumda bırakabilir. Okulda ve evde gündelik yaşamındaki en küçük sapma otistik çocuğu olumsuz yönde etkiler ve öfke nöbetlerine neden olur.

  • Otistik çocuklar cansız nesnelere canlı nesnelerden daha fazla ilgi göstermektedirler. Öyle takıntıları vardır ki küçük bir ip parçası veya bir düğme onun her şeyidir.

  • Bazı günlük eşya ve nesnelere karşı nedensiz korkular geliştirirler. Örneğin sudan korkma, ayakkabı ayağını sıktığı için giymek istememe gibi.

  • Otistik çocuklar neden-sonuç ilişkisi kurmakta zorluk çekerler. “Neden üşürüz?” sorusunu sorduğumuzda “hava soğuk olduğu için” cevabını vermekte zorluk çekerler.

  • Bu çocuklar nesnelerin bütünüyle değil de parçalarıyla daha fazla ilgilenirler. Ayrıntılara dikkat ederler.

  • Otistik çocuklar kendi başlarına oynamayı yeğler, oyuncak ve nesneleri amaçları dışında kullanır, yaratıcı oyun kuramazlar.  Oyun oynamayı bilenler ise karşılıklı oyun geliştiremezler.

  • Otistik çocuklar görsel bir şekilde sunulan bilgiyi daha rahat öğrenirler, somut düşünürler. 

  • Otistik çocuklarda elleri çırpma, kafasını sağa sola sallama gibi tekrarlı hareketler görülebilir. Otizmli kişilerin yaptıkları tekrarlı hareketlerin onların diğer insanların varlığını fark etmedikleri, onları yok saydıkları anlamına geldikleri sanılmaktadır. Bu tekrarlı hareketler genelde zeka düzeyi düşük otistik çocuklarda görülür.

  • Otistik çocuklar ağrıya, acıya, soğuğa karşı daha dayanıklıdırlar.

  • Bu çocukların bazılarında aşırı hareketlilik(hiperaktivite) varken bazılarında aşırı hareketsizlik(hipoaktivite) gözlemlenmektedir.

    OTİSTİK ÇOCUKLARIN KAYNAŞTIRMA YOLUYLA EĞİTİMİ VE SINIF ÖĞRETMENİNE ÖNERİLER

          6 Haziran 1997 tarihinde MEB tarafından yürürlüğe giren  Özel Eğitim Hakkında 573 no’lu kanun hükmünde kararname ile özel eğitim gerektiren bireylere kaynaştırma programı ile gerek okul öncesi eğitimde, gerekse ilköğretimde eğitim hakkı tanınmıştır. 573 no’lu kanun hükmünde kararnamenin 24. maddesine göre, “resmi ve özel okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim okulları ile yaygın eğitim kurumları; kendi çevrelerindeki özel eğitim gerektiren bireylere, özel eğitim hizmeti sağlamakla yükümlüdür” denmektedir. Bu madde uyarınca çevresinde özel eğitim okulu ve sınıfından faydalanamayan otistik çocuklar kaynaştırma eğitiminden faydalanır.
                Sınıfında otistik kaynaştırma öğrencisi olan öğretmenin çocuğu her yönüyle tanıması ve çocuğun durumuna uygun aşağıdaki önerileri de dikkate alarak bireyselleştirilmiş eğitim programı hazırlaması ve bu doğrultuda eğitim-öğretimine yardımcı olması çocuğun gelişimi açısından faydalı olur. Yaşıtlarından farklı özellikler gösteren otistik çocukların eğitimlerindeki amaç;

    1. Yetersizliklerin üstesinden gelmelerini sağlamak
    2. Davranış problemlerini azaltmak
    3. Öz bakım becerilerini geliştirmek
    4. Akademik beceriler kazandırmak
    5. Yaşamdan mümkün olduğu kadar zevk almalarını sağlamak olarak sıralanabilir

    &Sınıf öğretmeninin aile-okul psikolojik danışmanı ve çocuğun çevresindeki kişilerle ortak hareket etmesi kaynaştırma programının başarısını arttırır.

    &Çocuğun yaşı, bilişsel yetilerinin düzeyi, dil düzeyi ve çocuğun sergilediği kişisel davranış profili belirlenmeli ve eğitim programı buna göre hazırlanmalıdır.

    &Otistik çocuklar zihinsel olarak birbirlerinden farklılık gösterebilmektedirler. Bu çocukların bazıları normal veya normale yakın zihinsel düzeydeyken bazıları ise zihinsel olarak gerilik göstermektedirler. Dolayısıyla öğretmenler  bu çocuklara eğitim programı oluştururken otizm yanında zihinsel geriliğini de göz önünde bulundurmalıdır.

    &Öğretimde kullanılacak araç ve gereçler önceden tespit edilmelidir. Hazırlanan araç gereçler her çocuk için planlanan öğretimsel amaçlara hizmet etmeli ve çocuğun yaşantısında kullandığı veya kullanabileceği araçlardan seçilmelidir.

    &Öncelikle verilmesi gereken beceriler çocuğun yaşamını kolaylaştıracak günlük yaşam ve özbakım becerilerinden oluşmalıdır. Herhangi bir beceri öğretimine geçmeden önce o beceriyi alabilmesi için gerekli ön koşul becerilerin çocukta bulunup bulunmadığı belirlenmeli ve düzenli bir beceri analizi yapılmalıdır. Öğretim sırasında öğretmen, öğrencinin performans düzeyine bağlı olarak sözel ipucu, model olma ve fiziksel yardım ipuçlarını kullanmalıdır.

    &Otistik çocuklarla karşılaşıldığında ilk göze çarpan şey otistik çocuğun göz kontağı kuramamasıdır. Oysa ki insanlarla iletişim kurmanın başlangıç noktası önce bakmaktır. Diğer bir deyişle göz kontağı kurmaktır. Bu nedenle otistik çocukla iletişim kurmak için atılacak ilk adım onunla göz kontağı kurmaktır. Sınıf öğretmeninin öğrenciyle iletişime girebilmesi için ve bir takım davranışları kazandırabilmesi için öğrenciye göz kontağı kurmayı öğretmesi gerekir. Göz kontağı kurmayı öğretebilmek için ortamın çocuğun dikkatini dağıtabilecek tüm uyaranlardan arındırılması ve  iyi düzenlenmiş olması yanında çocuğunda eğitime hazır olması gerekir. Göz kontağını kurabilmek için öğretmen aşağıdaki çalışmaları yapabilir.
                -    Çocuğa ismiyle seslenilir.

    1. Çocuğun göz kontağını yakalayabilmesi için ona ismiyle seslenirken, çocuğun sevdiği bir nesne, onun göz hizasına getirilip çocuk nesneye baktığı an o nesne öğretmenin göz hizasına doğru hareket ettirilerek çocuk ile göz göze gelmesi sağlanabilir.
    2. Çocuk öğretmeni ile göz göze geldiği an çocuğa gülümsenerek elde tutulan nesne çocuğa pekiştireç olarak sunulabilir. Çocuğun göz kontağını kurmasının hemen ardından “aferin” denmelidir.

    &Zaman soyut bir kavramdır. Otistik çocukların etkinlik süreleri düzenlenirken zamanı olabildiğince somutlaştırmak gerekir. Bunun için çocuğa sırasıyla etkinliklerin neler olacağı gösterilmelidir. Örneğin günlük etkinlikler sırasıyla küçük kartlara yazılıp yada etkinliğin resmi çizilip öğrencinin masasına asılır. Tamamlanan etkinliğin kartı öğrenciyle birlikte çıkarılır ve diğer etkinliğe geçilir. Böylece çocuk biten etkinliğin arkasından hangi etkinliğe geçeceğini görür.

    &Otistik çocukların eğitiminde öğretmenin sabırlı olması gerekir. Yerinde ve zamanında nasıl davranacağını bilmeyen bu çocukları sınıf öğretmeni olağan karşılamalı bunun yaşamış olduğu problemden kaynaklandığını düşünerek bu doğrultuda tepki vermelidir. Otistik çocukların eğitiminde genellikle “Davranış Değiştirme Modeli”ne dayalı eğitim programları kullanılmaktadır ve bu model sıklıkla operant koşullanma ilkelerine dayanmaktadır. Operant koşullanma Skınner’ a göre sonuçların sistematik olarak düzenlenmesi yoluyla davranışın olabilirliğini azaltma yada arttırma işlemi şeklinde tanımlanmaktadır. Operant koşullanmada öncelikle çocuğun varolan performansı belirlenir ve hangi alanlarda beceri eksikliğinin olduğu saptanır ve bu beceri eksiklikleri belirlendikten sonra bu beceriler kendi içinde alt basamaklara ayrılır.

     &Otistik özellikleri olan çocuklar bireysel olarak, öğrenme stilleri ve yetenekleri                  açısından birbirlerine benzemezler ve birbirlerinden çok farklı özelliklere sahiptirler. Öğrenirken, farklı alanlarda farklı hızlarda gelişim gösterirler. Bu nedenle çocuğa özgü BEP hazırlanır. Hazırlanan BEP  çocuk için belirlenen hedefleri, bu hedeflere ulaşmak için kullanılacak yöntemi ve programın değerlendirilmesini içerir. Belirlenen hedefler uzun ve kısa dönemli olarak yazılır.Uzun dönemli hedefler, çocuğun bir yıl içerisinde kazanması istenilen genel becerilerdir.Örneğin “toplama işlemini yapar” gibi. Kısa dönemli amaçlar ise uzun dönemli amaçların alt basamaklarıdır.Örneğin “tek basamaklı sayı ile tek basamaklı sayıyı toplar” gibi.

    &Bu çocukla yapacağınız uzun çalışmaları kısa parçalara bölerek yapın.

    &Çocuğa öğretilecek yeni beceriler bir bütün olarak değil, küçük parçalara, aşamalara bölerek öğretilmeli, bu arada mümkün olduğu kadar çocuğun başarısız olmasından kaçınılmalıdır. Örneğin çocuğa yemek yeme davranışı öğretilirken masaya oturması, gerekiyorsa önlük takması, kaşığı tutması gibi becerilerin basamaklara ayırarak öğretilmesi gerekir.

    &Sınıf öğretmeninin öncelikle bu çocuğa diğer eğitimlere başlamadan temel becerileri kazandırması gerekir. Sınıfa girme, sınıfta oturma, kalem tutma vb. davranışları öncelikle öğretmesi gerekir.

    &Otistik çocukların öncelikle özgüvenlerinin gelişmesini sağlamak diğer becerileri kazandırmada temel teşkil eder. Kendine güveni olmayan, kendini güvende hissetmeyen çocuk emirlere uyma konusunda veya bir takım becerileri kazanmada istekli davranmayacaktır. 

    &Yapacağınız aktiviteler çocuğun gelişim düzeyine, dikkatini toplama süresine, hafıza kapasitesine ve el becerisine uygun olmalıdır.

    &Her zaman aktiviteyi çocuğun bitirmesine fırsat verin. Eğer sınıfta bir şey yapması isteniyorsa ve yapmakta güçlük çekiyorsa siz yardımcı olun ama o yapsın.

    &Otistik çocukla iletişime girerken onunla göz göze gelebileceğiniz bir ortam seçin.

    &Bu çocuklar değişik davranışlarda ve hareketlerde bulunduklarından dolayı sınıf arkadaşları tarafından alaya alınabilirler. Sınıf öğretmeni diğerlerinin çocuklar alay etmesini önlemeli, otistik çocuğun arkadaşlarıyla olan etkileşimini arttırmaya yönelik etkinlikler düzenlemeli ve sınıf arkadaşlarını otistik çocuğun özellik ve gereksinimleri hakkında bilgilendirmelidir.

    &Bu çocuklar görev ve sorumluluklarını yerine getirdiği ve başardığı zamanlar ödüllendirilmelidir. Ancak yapacağınız ödüllendirmelerin davranışların ortadan kalkmasında veya yeni davranışlar kazandırmada ne kadar etkili olduğu mutlaka değerlendirilmelidir. Örneğin bu tür çocuklarda olumsuz bir davranışı söndürmede vereceğimiz ceza davranışın daha fazla pekişmesine neden olurken vereceğimiz herhangi bir ödül davranışın sönmesine neden olabilir.

    &Bu çocukların davranışlarına ( örneğin; öfke nöbetleri ve bağırmalar) tepkide bulunurken tutarlı olmak gerekir.

    &Çocuğun kullanacağı eşyaları tanıtmak, onunla konuşmak ve güçlü bir duygusal bağ kurmak önemlidir. Otistik bireyin hiçbir şekilde tepki göstermemesi çalışmalarımıza ket vurmamalıdır.

    &Çocuk mutlaka grupla aktivitelere katılmalıdır. Grup içine sokularak arkadaş ilişkisi ve etkileşimi sağlanmalıdır. Çocuğu grup aktivitelerine katılması için desteklenmeli ancak bu etkinliklere katılması için zorlanmamalıdır.

    & Konuşurken  bol ve abartılı yüz ifadesi ve vücut hareketleri kullanarak  dili öğrenmeye yardımcı olun. Ayrıca abartılı telaffuz, tonlama ve konuşma oranını kullanın.

    &Otistik çocukların uzun karmaşık ve soru cümlelerini anlamakla güçlükleri vardır. Bu nedenle soruları mümkün olduğunca kısa tutun, cümlelerinizin basit ve kısa olmasına dikkat edin.

    & Çocuğun uydurduğu sözcükleri kullanmayın, doğrusunu öğretmeye çalışın. Konuşma başlangıçta taklit yoluyla öğrendiğinden onunla düzgün konuşun.

    & Çocuk sınıf ortamında çevresini rahatsız edici davranışlar sergilediği zaman onu belli bir süre farklı bir ortamda tutmak veya onu  bulunmuş olduğu durumdan farklı bir duruma geçmesini sağlamak faydalı olabilir.

     

  •  
     
     
     
    ---------------
     
     
    ---------------
     
    SAYAÇ
    Aktif Ziyaretçi
    10
    Bugün Tekil
    157
    Bugün Çoğul
    217
    Toplam Tekil
    105925
    Toplam Çoğul
    156484
    Ip 38.103.63.18
     
     
    MEB'in katıldığı proje ve kampanyalar