Okula isteksizlik ve okul fobisi (korkusu) çocuklar ve yerine göre gençler için ciddi bir sorun olabilmektedir. Aslında okula isteksizlik yani okulu gitmek istememek, okumayı sevmemek sadece yurdumuzda değil pek çok yerde ve toplumda insanların yabancı olmadığı bir konudur. Bu sebeple eğitimini terk etmiş nice insanlar vardır. Zorlana zorlana okula gitmiş güç bela diyebileceğimiz bir şekilde mezun olmuş kimseler de olacaktır. Demek ki okula isteksizlik öyle bilinmeyen bir mesele değildir. İnsan istese de istemese de bazı işleri yapmak durumundadır. Okula gitmekte bu şekilde yorumlanıyor olabilir.
Çocuklarda görülen okula isteksizliğin erken keşfedilmesi de temin edilmeye çalışılacaktır. Böylece okul fobisi olmadan onların yardımlarına koşulması sağlanacaktır. Okul fobisinin en yaygın olduğu 5-8 yaşlarında bıraktığı olumsuz iz, ikinci yoğun rastlanan yaş grubu olan 11-14 yaşlarına oranla daha azdır. Okuldan uzak kalmanın getireceği sorunlar nedeniyle okul fobisi olan çocukların elden geldiğince biran önce okula dönmeleri amaçlanır. Uzmanların çoğu çocuğun okula dönmesinden önce sorunun nedenlerini anlamsına yardımcı olmak ve endişelerini azaltmak amacıyla bir süre için psikoterapi yapılmasını önermektedirler. 6-12 ay gibi bir tedavi sürecinden sonra çocukların okula dönmelerinin başarılı sonuçlar verdiği görülmüştür. Kronik okul fobisinde çocuğun okula dönmesinde psikoterapi olumlu sonuç verir. Böyle bir tedavi yöntemine girişmeden çocuğun okula dönmesi onun okulda giderek daha çok mutsuz olmasına ve gerek sosyal gerekse akademik başarısı açısından arkadaşları arasındaki statüsünü kaybetmesine neden olur. Bu konuyu yaşanmış bir örnekle pekiştirelim:
Bay E.D. yaş 12, ortaokul 1. Sınıfa devam etmek için hazırlık okumaktadır. Özel bir kolejin öğrencisidir. Okula başlayalı 2 ay olmuştur. Özellikle son bir aydır kendisinde şu şikayetler görülmektedir: 1. Okula gittiğinde mide bulanması, baş ağrısı, karın ağrısı ve kusma şikayetleri. 2. Okula, okul arkadaşlarına karşı ilgisizlik 3.Ders çalışmama 4. Okula gitmek istememek.
Bay E.D. ilkokulu büyük bir başarıyla bitirmiş kolej hazırlıklarına ilkokul 4. Sınıftan itibaren ailesi tarafından başlatılmış olup çocuk başarıyla bu kurslara devam etmiştir. Hiçbir sorun olmamıştır. Kolej sınavı iki aşamalı olmaktadır. Çocuk Kolej sınavlarının 1. Aşamasını çok yüksek puanla tutturmuş 150.000 öğrenci içerisinde 116. olmuştur. Yani 1000 kişide 1 çalışkan durumunda başarısını tescil etmiştir. Buraya kadar her şey yolundadır. Fakat bu kolej giriş sınavının birinci aşamasından sonra çocuk 2. Sınav için çalışmamaya başlamıştır. Ailesi birkaç gün dinlensin diye hiçbir şey söylememiştir. Sınav yaklaştığında annesi çocuğun üzerine fazla gitmeye başlamış, buna dayanamayan çocuk: "Sevgili anneciğim ben artık okumayacağım bende her iş bitti, okula gitmeyeceğim, ikinci sınava girmeyeceğim okulu bırakıyorum. Bunun için bana hadi ders çalış vs. demeyin. Kararım kesindir." Ailesi haliyle bu sözleri ciddiye almamıştır. 1. Sınıfta çok yoruldu da böyle yapıyor diye düşünmüştür veya 1. Sınavda başarı elde ettiği için şımarıyor sanmışlardır. Lakin 2. Sınav günü iyice yaklaşmış hala çocukta hiçbir kıpırdanma yoktur; ve çocuk yukarıdaki sözlerini aynen tekrar etmiştir. Çocuk zorla sınav yerine götürülmüş ve çocuk istemediği halde zorla sınava sokulmuştur. Sonuç fevkalade enteresandır. Çocuk bu sınavdan kocaman bir sıfır almıştır. Buna rağmen ailesi zorla okula göndermiş servis arabası düzenli gelip gitmeye başlamış. Görünen hal şudur ki çocuk her gün okula gitmektedir. Okulun servis arabası sabah akşam gelmektedir. Ama acaba çocuk her gün okula gitmekte midir? Bunu görünmeyen hali belirttiğimiz zaman mesele anlaşılacaktır.
Görünmeyen Hal: Okulun ilk açıldığı birkaç günün dışında çocuk sabahları okulun servis arabası ile evden ayrılmaktadır. Fakat servis arabası bir başka adresten diğer bir çocuğu alırken bu öğrenci sessizce oradan ayrılmaktadır. Akşam minibüsün geleceği saate kadar sokaklarda serseri serseri dolaştıktan sonra sanki okuldan servisle gelmiş gibi eve gelmektedir. Okulda da derslere karşı ilgisiz, arkadaşlarıyla hiç oyun oynamamaktadır.
Görüldüğü gibi çocuk ilk söylediklerini aynen yapmıştır. Okula gitmek istemediğini artık okuldan uzaklaşacağını okumayacağını ailesine önce güzellikle sonra da defalarca anlatmıştır. Ama sözü tutulmamıştır. Çocuk burada tam manasıyla okula isteksizlik ve okul fobisi rahatsızlık tablosunu sergilemiştir. Fakat bu hal aile tarafından bilinmediğinden iş ciddiye alınmamıştır. Oysa bu ciddi bir hastalıktır ve bunun da diğer hastalıklar gibi bilinmesi, teşhisinin konulması ve tedavisinin ilgili uzmanlarca yapılması lazımdır.
Ailenin Tutumu: Aile okulun tüm isteklerine rağmen çocuğu okuldan almamakta direnmektedir. Zaten aile okulun bir yıl ücretini ödemiştir. Bu çocuğun bir psikiyatri servisine gitmesi düşünülmemektedir. Oysa ki psikiyatrik yardım, psikiyatrik sosyal çalışma, sosyal teşhis, sosyal tedavi çok önemli tedavi aşamalarından biridir.
OKULA İSTEKSİZ ÇOCUKLAR VE OKUL FOBİSİ:
Belirtiler: Bedensel hastalık şikayetleri ön planda kendisini gösterebilir. Çocuk bedensel hastalık şikayetleri öne sürerek okula gitmek istemediğini öne sürebilir. Mide ağrıları, baş ağrıları, bulantı tarif edebilir. Kusma görülebilir aile bu haliyle bu durumda onun okula gidemeyeceğine kanaat getirir ve çocuk okula gönderilmez. Çocuk okula gitmeyeceğini duyunca yavaş yavaş bu tarif ettiği hastalık tabloları kendiliğinden kaybolmaya başlar ve kısa sürede çocuk sanki o hastalıkları anlatmamış gibi normal hayatını yaşamaya başlar.
Demek ki öğrenci okul vakti yaklaştığında ailesine türlü bedensel hastalık şikayetleri öne sürerek o gün okula gitmek istemediğini söylemesi okula isteksizlik ve okul fobisi konusunda belirtilerdendir. Bu belirtilerin önde gelenlerinin baş ağrısı, mide ağrısı, mide bulantısı, karın ağrısı olduğu hatırlanmalıdır. Çocuk aslında böyle söylemekle yalan da söylememektedir. Tıpta buna psiko somatik hastalıklar denir. Yani bedensel hastalığın oluşmasında sebebin psikolojik neden olması anlamındadır. Bedensel hastalık vardır ama bunun sebebi psikolojiktir. Psikolojik bir veya birkaç faktör o hastalığın olmasına sebep olmuştur.
Bundan Çıkan Sonuç Şudur:
Eğer öğrencide okula isteksizlik ve okul fobisi olup olmadığı merak edilecekse şuna dikkat edilmelidir. Çocuk okula gitmemek için karın ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı hatta kusma şikayetleri ileri sürmekte midir ve de bu haller okula gönderilmezse hemen diyebileceğimiz bir zamanda kendiliğinden geçmekte midir, öyleyse bu çocuktur, gitmekten hoşlanmamaktadır. Bu okula isteksiz bir çocuktur ve okul fobisine doğru gitmektedir veya okul fobisi olayı ile tanışmıştır. Hafta sonlarını çok severler. Sadece bunları değil diğer tatil günlerini, bayramları resmi ve dini bayramları çok severler. Özellikle bu tür çocukları tanıyabilmemiz için önemli ipuçları vardır.
Böyle çocukların öğretmeninin değiştirilmesi geçici bir süre için iyi sonuç verecektir. Ancak bu saman alevi gibidir kısa süre sonra bunun da çözüm olmadığı görülecektir. Bu da okula isteksiz ve okul fobisi konusunda bir diğer ayırıcı tanıdır.
Okul fobisinin sebepleri; şüphesiz ki her şeyin nedenleri aranmalıdır. Caba niçin bu öğrenci okulu sevmemektedir. Okul niçin onun için bir korku vesilesidir. Halbuki okul korkulacak sevilmeyecek bir yer değildir. Öyleyse bunu da sebepleri araştırılmalıdır. Okul, öğretmen olmazsa ne olacaktır. Okul bitirmek, diplomalar almak, dereceler kazanmak hatta meslekler elde etmek olmayacaktır. Okulda isteksizliğin altında temelde başarısızlık ve sınıfta aktif olmama endişesi vardır.
Başarısızlık:
Öğrencinin derslerinin iyi olmamasıdır. Öğretmeninin sorduğu sorulara doğru cevaplar verememesidir. Sınavlarda başarısız olmasıdır. Yalnız öğretmeninin değil arkadaşlarının yanında mahcup olmasıdır. Bu duyguyu yaşamasıdır. Bundan üzülmesidir. Bu üzüntünün de artık tahammül edilemeyen boyuta gelmesidir. Başarısızlığın sebebi iyice aranmalıdır. Öğrenci başarısızlığa doğru gidiyorsa "eyvah bu çocuk okula isteksiz olabilir, okul fobisi de geliştirebilir. Çünkü okulda başarısız, en iyisi bunu şimdiden düşüneyim de önlemlerimi iyi alayım" diyebilmelidir, anneler, babalar, öğretmenler ve diğer ilgililer. Mesele bu kadar açık ve seçiktir.
Öğrenci neden okulda başarısız olabilir?
1. Öğrenme kusuru, zeka problemi olabilir.
2. O'nun çözülmesi gereken sorunları vardır.
3. Okulunu, öğretmenini sevememiştir.
4. Alt sınıflarda zayıf yetişmiştir.
5. Ekomomik sorunları vardır.
6. Evinde ailesi derslerinde ona hiç yardım edememektedir.
7. Arkadaşlarıyla ilişkileri kötüdür.
8. Arkadaşlarının yanında küçük düşürülmüştür.
Yukarıda sayılan bazı başarısızlık sebepleri o öğrencide mevcutsa bunun önlemini başındayken almak kolaydır. Öğretmeni ile konuşmak öğretmeninin ailesi ile konuşması arkadaşları ile okul, hizmet dairesi uzmanlarının işbirliği sağlanması, ev ziyareti gibi türlü faaliyetler ile çocuğa yardım edilebilecektir. Yurdumuzda okul sosyal hizmeti rehberlik ve psikolojik danışmanlık adı altında yahutda rehberlik ve araştırma merkezi olarak adlandırılmaktadır.
Öğrencilerin şimdide başarısız oldukları diğer konulara biraz değinelim.
Sınıfta Aktif Olmama: Okulda öğrencinin sınıfta aktif olması istenilen bir sonuçtur. Pasif, daha çok tembel kelimesiyle özdeşleşmiştir. Pasif olmak öğrencilik çağında da istenmeyen bir haldir. Faal, söz
alan, fikri sorulduğunda fikrini söyleyebilen, ödevlerini yapan, dersini iyi dinleyen, sorumluluklarını yerine getiren bir öğrenci aktiftir ve onun grup tarafından kabul görmesinde de bu geçerlidir.
Acizlik Kompleksi: Öğrencinin sınıfta aktif olmaması ile ilgili pek çok sebepler olabilir. Bunlara ilişkin bazı bilgiler yukarıda anlatılmıştır. Eğitimcilerimiz, öğretmenlerimiz bu konuda meslek elemanlarıdır. Onlar elbette gerekeni yapacaklardır. Eğitimcilik, öğretmenlik sadece ders verip ders almak yahut sınav yapmak, not vermek değildir.
İnsan sağlığı üç yönlüdür. Bedensel sağlık, ruh sağlığı ve sosyal sağlık vardır. İnsan bio-psiko-sosyal özellikleri olan bir yaratıktır. İkinci ve üçüncü sağlığa kısaca psiko-sosyal sağlık denilmektedir. Psiko-sosyal sağlığın evreleri vardır. Bunların doğumdan sonra olanları şöyledir: 3 yaş burhan dönemi, 7 yaş burhan dönemi ve 12 yaş burhan dönemleridir. Bu dönemlerde insan ruhsal ve sosyal sağlığı ile ilgili olarak önemli devreleri yaşamaktadırlar. Bu burhan dönemlerinde çocuk veya genç sosyal çevreden gerekli ilgi ve yardımı göremezse, anlayış bulamazsa acizlik kompleksine düşebilir. Acizlik kompleksine düşen kimse de sınıfta, toplum içerisinde aktif olmama haliyle karşılaşabilir.
Okuldan Kaçmak: Okuldan kaçmak başkadır. Okula isteksizlik ve okul fobisi olgusu bununla karıştırılmamalıdır. Okuldan kaçmada akademik başarısızlık vardır. Yani çocuk dersine çalışmamıştır. Sözgelimi o gün sınav vardır ve çocuk bu sınavdan zayıf not almamak için o güne mahsus olmak üzere okuldan kaçmıştır. Yoksa çocuğun okumama, okulu bırakma, okulu, okumayı sevmeme, istememe, reddetme gibi bir amacı burada söz konusu değildir. Okula isteksizlikte ve okul fobisinde okulu reddetmek vardır. Bu sebeple okula isteksizlik ve okul fobisinin diğer bir adı okulu reddetmedir.
Akut Okul Fobisi: Akut kelimesi tıbbi bir ifadedir. Akut tıp sözlüğünde had, vahim, ağır, şiddetli, canlı, hareketli, keskin, hassas gibi anlamlar içermektedir. Yani hastalığın ilk başladığı zamanlar, hastalığın ilk seyri, hastalığın kendini gösterme şekli, hastalığın ortaya çıkış belirtileri olayın adeta "ben buradayım" demesi hali meselenin anlaşılması olayın su üzerine çıkması kendini açık seçik göstermesi denilmek istenmektedir.
Akut Okul Fobisi Ne Demektir?
Okul fobisinin kendini gösterme şekli olarak da bunu bir anlamda düşünebiliriz.
1. Çocuk yahut öğrenci evde kaldığı sürece mutludur.
2. Arkadaş ilişkilerinde etkindir. Yani arkadaşlarıyla arası iyidir.
3. Sosyal faaliyetlerde faal olabilir. Bu konuda da etkindir. Akraba, eş ve dostlarıyla sorun bir yoktur.
4. Evde kaldıkları sürede ev ödevlerini de evlerinde yapabilirler, bu konuda yönlendirme de rahatlıkla yapılabilir.
5. Okula gitmekten korkmaktadırlar. Fobi zaten korku anlamındadır.
Kronik Okul Fobisi: Kronik yabancı bir kelimedir. Akut 'da yabancı bir kelimeydi. Ne kadar Türkçe kullanmak istesek te tıbbi, mesleki terimleri öyle kolay kolay atamamaktayız. Çünkü iyice yerleşmiş, alışılmış, öğrenilmiş ifadeleri bir çırpıda terk edivermek mümkün olmamaktadır.
Eski tabiriyle kronik kelimesinin, müzminleşmiş demek olduğu bilinmelidir. Tedbir alınmazsa, tedavi edilmezse yahut tedavide başarılı olunamazsa ve diğer türlü sebeplerle olay bir nevi önlenemezse olacağı o işin müzminleşmiş, kronikleşmiş olması demektir.
Kronik okul fobisi zamanla birikim neticesinde oluşmaktadır. Akut okul fobisi kökenidir. Yine bundan kaynaklanan çeşitli davranış problemleri de vardır. Örneğin arkadaşlarıyla öğretmenleriyle geçimsizlik ve bunun doğuracağı gerginlikler beşeri münasebetlere, iyi insan ilişkilerine yakışmayan hatalar sekonder olarak görülebilir. Kronik okul fobisini şöyle özetleyebiliriz:
1. Ev şartlarına uymakta sorun vardır. Eskiden uyumlu olduğu ev şartları artık kendisini sıkmaya başlamıştır.
2. Arkadaşları ile ahenkli ilişki yoktur.
3. Artık sadece okuldan değil eskiden zevk aldığı faaliyetlerden de uzaklaşmak isteyebilir.
4. Ne ders çalışırlar ne de bilerli bir ilgi alanında faaliyet gösterirler.
5. Okula olan korkularını tüm çevreye genellemeye başlarlar.
6. Kökeni okul fobisi olmak üzere başka şeylere karşı da fobi geliştirmeye başlarlar.
Okula İsteksizliğin ve Okul Fobisinin Nedenleri:
Psikososyal Yaşantı: Psikososyal kelimesi hala daha bazı okuyucularımız için kapalı yanı tam anlaşılır olmayabilir. Kısaca psikososyal' den ne anlaşıldığını burada anlatacağız. İnsan sağlığı üçe ayrılmaktadır. Bedensel, ruhsal ve sosyal yönleri vardır sağlığımızın. Kainatta sağlığı üçe ayrılan tek yaratık insandır.
Yalnızca bedenin sağlıklı olması bireyin bedeninden yana hiçbir derdinin, acı, kederinin, hastalığının bulunmaması sağlıklı olabilmenin üçte biridir. Örneğin insanın vücudunda bir derdi yoktur ama üzüntüsü vardır, sevdiğinden ayrılmıştır, öğrenci ise sınıfta kalmıştır, esnaf ise senedini ödeyememiştir. Demek ki okula isteksizlik ve okul fobisinin sebeplerinden birisi psikososyal yaşantıdır. İnsanın insan olmasından kaynaklanan sorunlar burada söz konusudur. Hayvanlar okula gitmez, hayvanların okulu,öğretmeni yoktur. Ama insanın biyolojik varlığından birde psikososyal varlığı sağlığı olduğu için o yaratılmışların en şereflisi olduğundan dolayı konumu farklıdır. Öyle ise okula isteksizlik ve okul fobisi psikososyal bir olaydır.
Kalıtımsal Yapı: Okula isteksizlik ve okul fobisi vakalarında çocuğun anne veya babası yahut onlardan birisi, akrabalarından, kimileride çocukluk, gençlik, öğrencilik dönemlerinde "Ben eskiden böyleydim" diyebilmekteydi. Genetik özellikler de var ise bu bilinerek ona göre tedbirler alınmalıdır. Sözgelimi eşlerde yahut onlardan birisinde öğrenci iken okula isteksizlik ve okul fobisi olduysa bunlar çocuklarını artık bu durumdan korumak için iyice ona dikkat etmelidir. Çocuk okula iyi bir şekilde hazırlanmalıdır. Okumanın önemi anlayabileceği tarzda söylenmelidir. Okul ve öğretmen seçimi özenle yapılmalıdır. Özellikle çocuğun okula ilk başladığı günler çok ciddi olarak takip edilmelidir. İhmal yapılmamalıdır.
Aile Baskısı: Ailenin çocuğa şu veya bu şekilde baskı yapması burada söz konusudur. Özellikle bu çocuğun derslerinde daha iyi olması için yapılabilmektedir.
Ailenin çocuğa baskı yaptığı nasıl anlaşılacaktır. Elbette bunun da kriterleri vardır. Bu kriterlerin bazıları şöyledir: 1. Çocuğa evde bitmez tükenmez eleştiriler vardır. 2. Çocuk, başka çocuklarla kıyas edilir. 3. Çocuğa sürekli öğüt verilir.
Çocuğa yapılan baskı yanlış bir davranıştır. Onun yerine çocukla iletişim kurulup evdeki otoriteyi yok etmek daha uygun olacaktır. Bir araştırmaya göre subay çocuklarının otoriteye kolaylıkla boyun eğdikleri görülmüştür.
Aşırı Korunma: Çocuğun normalin üzerinde korunması onların gelecekleri yönünde sakıncalı olmaktadır. 1. Çocuğun her işini annenin üstlenmesi 2. Çocuğa evde ve her yerde aşırı bir bakımın olması (el bebek gül bebek yetiştirilmesi) 3. Aşırı nazlı, bir bakıma şımarık yetiştirilmesi 4. Dünya gerçeklerinden, realitelerden habersiz bırakılması, yani hayatın gerçek yüzünü yaşına göre öğrenmeye başlamasına fırsat verilmemesi.
Annenin Rolü: Annenin çocuğunun üzerine aşırı titremesi, onu biricik görmesi, her şeyden üstün tutarak onun dokunulmazlığını doğrulaması.
Babanın Rolü: Aşırı koruma (over protection) da elbette baba da sorumlu olacaktır. Her ne kadar anne bu konuda ana role sahip ise de baba da göz ardı edilemeyecektir. Babanın bu konuda da önemli bir role sahip olduğu görülmüştür. Çok yumuşak huylu babalar, çok sert mizaçlı babalarla aynı şekilde değerlendirilmektedir. Yani her ikisi de yanlıştır. Çok yumuşak huylu olmak kadar çok katı mizaçlı olmak da normal dışıdır. Çok yumuşak huylu olmanın ne zararı var denilecektir. Vardır. Böyle bir baba yerine göre yapıcı kararlar alamayacaktır. Zamanında yönlendirme yapmada gecikecektir. Dolayısıyla başarısız kalacaktır. En iyisi ikisinin ortasıdır. Babaların aşırı koruyuculukla ilgili olarak yaptığı hatalardan bazıları şöyledir.
1. Baba ev içinde birtakım kurallar koyma yada disiplin uygulama yerine sürekli bir barış ve sakinlik ortamının olmasını yeğler.
2. Kendi rahatı, huzuru bozulmasın diye, çocuğun yahut çocukların hatalarını görmezlikten gelebilirler, onları eğitmek zorlarına gidebilir, onların eğitiminde yeterli bilgi sahibi değillerdir.
3. Kendi yetişme tarzını model almaya eğilimlidirler. Kendi yetişme tarzı iyi ise bu bir dereceye kadar güzeldir. Kendi yetişme tarzı iyi değil ise o zaman durum kötü olacaktır.
Kısaca: 1. Anne-babaya yapışık hale gelmek 2. Her istediği olduğu için doyum noktasının yükselmesi 3. Hileli yollara sapma 4. Çocukta egemenlik duygusunun aşırı hal alması 5. Çocuğun anne babasının işlerine ev işlerine karışması vb. şekilde istenmeyen sonuçlar yanlış aile modeliyle ilgili olarak gözükebilecektir.
Anne-babaya yapışık hale gelmek: Bunu hemen hemen hiçbir anne baba istemez çünkü bu normal değildir. Ama patolojik (hasta) kişilik yapısı olan anne, babalar böylesine arzu edebilirler. Yani çocuklarının kendilerine adeta yapışık gibi olmalarını isterler. Anne-babanın bu konuda şunlara dikkat etmesi gerekir.
1. Evlenmeden önce yapılacak işler (evlilik okuluna gitmek)
2. Eş seçerken yapılacak işler (karakter analizinin yapılması, aile danışmanlık hizmetlerinden yararlanılması)
3. Hamile kalmadan yapılacak işler (anne-baba okuluna gitmek ve burayı bitirmek)
4. Hamile kaldıktan sonra yapılacak işler (antenatal dönemde yani anne karnındaki dönemde 9 ay 10 günlük dönemde annenin bilmesi ve uygulaması gereken koruyucu tıp bilgilerini öğrenmesi)
5. Doğum anı ile ilgili koruyucu tıp bilgilerinin bilinmesi ve alınması (pre-natal dönemde sosyal tıp tedbirleri)
6. Üç (3) yaş buhran dönemi
7. Yedi (7) yaş buhran dönemi
8. On iki (12) yaş buhran dönemi (bu buhran dönemlerine ilişkin bilgileri ve çareleri öğrenmesi)
Doyum noktasının yükselmesi: Çocuk her istediğini elde ettiği için doyum noktası yükselmiştir. Artık daha çok şeyler isteyecektir. Nazlanması artacaktır. Eskiden bir oyuncakla memnun olurken şimdi dükkandaki pek çok oyuncakları almak isteyecektir. Çocuk, genç psiko sosyal yönden henüz erginliğe ve olgunluğa tam anlamıyla ulaşmış değildir. Heyecansal olgunluk yetişkinliğe has bir mertebeye gelene kadar özellikle dikkatli olunmalıdır. |