Ana Menü
 
 
Hizmetleri
 
Hizmetleri
 
-----------
 
---------------
 
 
HİKAYELER
  Hindistan
  Ona Elini Uzat
  Dil Yarası
  Gerçek Bir Öykü
  Hayallerinize Sahip Çıkın
  Hedeflerinizi Netleştirin
Hindistan

Hindistan'da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş.

"Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum."

"Neden?." Diye sormuş sucu. "Niye utanç duyuyorsun?" Kova cevap vermiş.

"Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun." Sucu şöyle demiş:

"Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum." Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş:

"Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi?... Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı."

Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır. Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Tanrı'nın büyük planında hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin. Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz eğer, siz de güzelliklere sebep olabilirsiniz.
Ona Elini Uzat
Kuzey İran'da adamın biri bataklığa düşmüş. Vücudunun bataklığa saplanmasına karşın başı henüz batmamış. Bütün gücüyle bağırarak yardım istiyormuş.
Yalvarışlarını duyan birisi zavallı adama yardım etmeye karar vermiş ve "Elini bana uzat, seni bataklıktan kurtaracağım." diye seslenmiş. Fakat çamura iyice saplanan adam yardım için yalvarmanın dışında kendine yardım edilebilmesi için bir şey yapamıyormuş.
Bu arada yardım edecek adam birkaç defa daha, "Elini bana uzat" diye seslenmiş. Fakat her seferinde aldığı cevap, yardım için perişan bir seslenişmiş. Tam bu sırada birisi ortaya çıkmış ve "Görmüyor musunuz? Sana elini asla uzatamayacak. Sen elini ona uzatmalısın. Ancak o zaman onu kurtarabilirsin." demiş.
Dil Yarası
Babası oğluna bir torba çivi verir ve sabrını her kaybettiğinde kapağın arkasına bir çivi çakmasını söyler. Birinci gün çocuk 37 çivi çakar. Haftalar ilerledikçe çocuk kendini kontrol etmeyi öğrenir ve daha az çivi çakmaya başlar.
Daha sonra kendini kontrol etmesinin gidip kapağa çivi çakmaktan daha kolay olduğunun farkına varır. Hiç çivi çakmadığı ilk günün sonunda durumu babasına bildirir.
Bu defa baba oğluna kendini kontrol ettiği her günün sonunda çivi sökmesini söyler. Günler geçer ve en son çivi söküldüğünde çocuk yine babasına haber verir.
Babası çocuğu elinden tutup kapağın yanına götürür ve şunları söyler: "Bak oğlum çok çalıştın, fakat kapağın üzerindeki tüm deliklere bir bak. Hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaklar. Her sabırsızlığında karşındakilerde böyle yaralar oluşur. Bir vazo kırıldığında tekrar parçalarını birleştirip, onarabilirsin. Fakat ne yaparsan yap o vazo hiçbir zaman ilk haline benzemeyecektir..."
Gerçek Bir Öykü

Çogu insan eksik düsündügü yönlerini göstermek istemez. Eksikliklerini herkesten saklamanin daha büyük bir eksiklik oldugunu anlamaz. Asagidaki hikayeyi okudugunuzda bir eksikligin üstünlüge nasil dönüstügünü göreceksiniz.

9 yasindaki bir Japon çocugun en büyük hayali günün birinde çok iyi bir judocu olmaktir. Fakat talihsiz bir trafik kazasi sonucu sol kolunu tamamiyla kaybeder. Hem çocuk hem de ailesi yikilir. Ailesi sirf çocuk oyalansin diye, Japonlarin en unlu hocalarindan birini tutarlar.

Hoca kollari sivar, çocuga tek kolla yapabilecegi yegane firlatma hareketini ögretir. Gece gündüz çocukla beraber bu hareketi çalisirlar. Bir müddet sonra çocuk hareketi gayet iyi ve hizli bir sekilde yapmaya baslar, fakat hocasi çocuga her gün saatler boyu ayni hareketi adeta ezberletir. Çocuk bu hareketten sıkılır ve yeni hareketler ögrenmek istedikçe hocasi bu hareketi dünyada en hizli sen yapana dek çalismasini ve baska hareket ögretmeyecegini söyler. Bir müddet sonra çocuk bu hareketi yildirim hiziyla yapmaya alisir. Bunun üzerine hoca çocuga artik bir turnuvaya katilma zamaninin geldigini söyler. Olacak sey degildir. Tek kollu bir judocu tek hareketle turnuvaya katilacak. Çocuk itiraz ettikçe hocasi "Evlat; sen ögrendigin hareketi yap, gerisini merak etme" diye ögütte bulunur.

1. tur 2. tur derken çocuk turlari gayet rahat geçer. En nihayet finale gelir. Tek hareket bilgisi ile finale kadar gelen çocugun finaldeki rakibi bölgenin en iyi judocusudur. Çocuk dev cüsseli rakibini görünce korkar. Hocasi yine sakindir, "evlat sen bu harekette dünyada teksin, kendi oyununu yap yeter" der. Çocuk rakibine kendi hareketini simsek hiziyla uygular, rakip kalktikça ayni hareketi yineler. Inanilir gibi degildir, çocuk tek kolla tek hareket sayesinde sampiyon olmustur.

Çocuk dayanamaz ve hocasina sorar "hocam inanamiyorum,ben nasil sampiyon oldum?" der.Hocasi yine sakin ifade ile söyle cevaplar, "Bu zaferin iki sirri var oglum.Birincisi judonun en güç hareketlerinden birini çok iyi yapabilmendir. Ikincisi bu harekete karsi tek bir savunma vardir.O da hareketi yapanin sol kolunu tutmak!...

Hayallerinize Sahip Çıkın

Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışa koşarak atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin genç oğluna kadar uzanır. Babasının işi nedeniyle çocuğun ortaöğretimi kesintilere uğramıştı. Orta ikideyken öğretmeni, büyüdüğü zaman ne olmak istediğini bir kompozisyon halinde yazmasını istedi.

Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi.

Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi. İki gün sonra öğretmen ödevi geri verdi. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir "sıfır" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı.

Çocuk öğretmenine merakla sordu:

- Neden "sıfır" aldım?

Öğretmeni:

- Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal dedi, paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız. Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm.

- Çocuk evine döndü, bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini öğretmenine hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü.

- Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin, "ben de hayallerimi"... O, orta 2. sınıf öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı.

Aynı öğretmen, geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi. çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine:

- Sana simdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken, hayal hırsızıydım. O yıllarda öğrencilerimden pek çok hayal çaldım. Allah"tan ki sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın.

Hedeflerinizi Netleştirin

Dünyanın en iyi yüzücülerinden Şorence Chatwik"in yaşadıkları, kendindeki gelişmeyi ölçemeyen bir kişiye neler olduğunu gösteren güzel bir örnektir. Şorence Chatwik, 4 Temmuz 1952 tarihinde Pasifik Okyanusu"na dalarak, Kaliforniya"ya doğru yüzmeye başlar. Eğer bu denemesini başarıyla tamamlarsa bunu yapan ilk bayan yüzücü olacaktı.

Chatwik çok kararlı bir şekilde okyanusun sularına dalarak yüzmeye başladı. Ancak o gün yoğun sisten dolayı göz gözü görmüyordu, su ise aşırı derecede soğuktu. Bu zor deneme birçok insan tarafından televizyonlardan dakika dakika seyrediliyordu. Saatler ilerliyor, bir taraftan yorgunluk bir taraftan soğuk... Chatwik için dayanılmaz bir durumdu. Bu zorlu yüzüşe 15 saat dayandıktan sonra artık devam edemeyeceğini anlayınca kendisini sudan çıkarmalarını istedi. Yakındaki teknede bulunan annesi ve antrenörü karaya yaklaştığını belirterek yüzmeye devam etmesini söylediler. Ama Chatwik dönüp Kaliforniya sahillerine baktığında tek görebildiği yoğun bir sis tabakasıydı.

Az sonra Chatwik daha fazla dayanamayarak sudan çıktı. Dinlenip kendine geldikten sonra gazetecilerin "Kıyıya çok az bir mesafe kalmıştı niçin biraz daha dayanmadınız?" sorusuna "Bakın mazeret bulmak için söylemiyorum ama karayı görebilseydim başarabilirdim" cevabını verdi.

Chatwik"in pes etmesi ne yorgunluktan ne de soğuktan kaynaklanıyordu. Sis yüzünden karayı göremediği için hedefine ulaşamayacağını düşündü ve yüzmekten vazgeçti. Kendisi iki ay sonra aynı mesafeyi yüzerek geçmiş ve rekor kırmıştır.

 
 
 
 
---------------
 
 
---------------
 
SAYAÇ
Aktif Ziyaretçi
10
Bugün Tekil
3
Bugün Çoğul
3
Toplam Tekil
106199
Toplam Çoğul
156907
Ip 38.103.63.18
 
 
MEB'in katıldığı proje ve kampanyalar