Muharrem EROĞLU
Hint’in kutsal metinlerinden Upanişadlar ‘’ Sen Tanrısın’’ diye haykırıyor. Freud ‘’itsin’’ diyor. Hangisi gerçek?
Galiba her ikisi de diyalektiğin ayrılmaz parçaları. Birbirini tamamlıyorlar. Kutsal kitap, melekten daha üstün olabilirsin diyor. Ama aşağıların aşağısına da inebilirsin. Galiba günahların çekiciliği, aşağılarda kaybedecek bir şeylerin kalmamasından.
Hem Freud ne yapmış? Psikanalizi yaratırken aslında kendi olmazlarını anlatmadığı ne malum. İnsan yıkıcılığının ayyuka çıktığı bir zamanda, Hitlerden kaçıyor olsaydım, herhalde ben de insan sevgisinden çokça bahsediyor olmazdım.
Freud, mağaranın ağzını açtı ve içerdeki seslere isim verdi. Gerçek çoktandır ordaydı sadece söylenişi değişti. Yani Freud yalnızca kelimeleri yarattı…
Upanişadlar da doğruyu ifade ediyorlardı. ‘’ Sen Tanrısın’’. Tanrının Işığına ulaşabilirsin. Zaten insan dünya da Tanrı’nın halefi değildir midir?
Ya şimdi… Bu iki anlatımda durduğumuz yer neresi? Korkarım Freud’un bahsettiği saldırganlık, biçim değiştirmiş ve süslenmiş bir halde karşınızda. Daha gizli, daha sinsi. Belki sözlerle, belki bakışlarla ve belki yaşayış tarzıyla…
Toplumsal çözülmeler arttıkça gizlediğimiz ve yüzeyde yaşanmayan katı çıkarcılık, gün yüzüne çıkar oldu. İncitici rekabet ve haset, başarı adı altında kendine yer buldu. Bu yolda ilerlerken her şey mubah… Birine iyilik yaparken bile salt kendi çıkarımız gündemde. Sağ elin verdiğini, sol el artık hep biliyor. Bu kıyasıya bencillik, bazılarının daha eşit olmasına yol açıyor. Bu da, daha az eşit olanlarda engellenmişlik ve yaşanmamışlık duygusu yaratmakta. Sonuç mu? Haz uğruna koşanlarla, saldırganlar topluluğu. Freud’un kulakları çınlasın.
Ha bu arada ben ne miyim? Hem meleğim, hem şeytan. Hem göklerdeyim, hem aşağıların aşağısında. Hem tunçtan bir mermerim, hem çamurdan balçık. Kısacası ben insanım. Hepimiz gibi…
Muharrem EROĞLU
|